A Table On Mange: Sofranın Sessiz Tılsımı

Fransızların sade ama çok şey anlatan ifadesi “A table, on mange”; sofraya oturmanın sadece bir eylem değil, bir ritüel, bir ritim değistirme daveti olduğunu hatırlatır. İtalyanlar ise aynı fikri “convivialità” kelimesiyle anlatır: Bir arada olmanın, paylaşmanın, sohbetin ve yavaşlamanın güzelliği. Her iki kültürde de sofra, sadece yemek yenilen bir yer değil; kalplerin açıldığı, hikâyelerin aktığı bir yaşam alanıdır. Masaya oturmak; gün içinde savrulan düşünceleri kenara bırakmak, telefonu sessize almak, göz göze gelmek ve yemeği sadece tat olarak değil, bir anı olarak deneyimlemektir. “A table, on mange” etkinlik markası da tam buradan hareketle insanları birbirinden güzel sofraların etrafında topluyor.

Çocukluğumdan beri sofralara ayrı bir tutkum vardır. Uzun İtalyan masaları hep büyülemiştir beni. (Ferzan Özpetek filmlerindeki uzun masa sahneleri gibi) Sevdiklerimi bir sofra etrafında toplamak benim için bir seremonidir adeta. Menü kadar sunum, sofra düzeni, hatta kimi zaman sofradaki minik detaylar bir anda sofrayı çevreleyenlere büyülü ve gizemli bir güç katar. İşte o tılsımın, o güzel enerjinin sevdiklerimde yansımasını görmek beni hep çok mutlu etmiştir. İtalyancada masa kelimesi ‘il tavolo’ maschile yani erkek bir kelimeyken sofra kelimesi ‘la tavola’ femminile yani dişi bir kelimeye dönüşür. Bence sofra, aynı italyan dilindeki gibi dişi kavramını ifade edebilecek kadar cezbedici olmalıdır.













