Ağaçkakan: Anti-Emperyalist Bir Peri Masalı

20. yüzyıl Amerikan post-modern edebiyatının en oyunbaz isimlerinden Tom Robbins’in çokça kaynak tarafından magnum opus’u olarak nitelendirilen “Still Life With Woodpecker” veya Türkçe çevirisi ile “Ağaçkakan” oldukça nevi şahsına münhasır bir eser. Öyle ki kurgusal bir Orta Amerika monarşisinden sürülmüş olan Barcalona hanedanının pek de fonksiyonel olmayan üyeleri üzerinden ulusların Amerikanlaştırılmasını ve tüketimciliği irdeleyen Robbins; hikayeye uzaylıları, kızıl saçlı insanlar arasındaki mistik bağı ve metafizik kanun kaçkınlığını serpiştirirken sürekli arızalanan Remington SL3 model daktilosundan-ki Remington’un bu isimle bir modeli yoktur- şikayet etmekten asla imtina etmiyor. Aşureye dönmüş bu temalar silsilesine rağmen Robbins’in bu anlatıda hepsinden öne çıkan bir derdi var; aşkı kalıcı kılmanın yolu nedir?

Barcalona Hanedanı ve Amerikanlaşma
Bu uçuk kaçık peri masalı bizi Seattle’a sürgün edilmiş aktivist prenses Leigh-Cherry, Amerikan hayat tarzını iliklerine kadar benimsemiş olan babası Kral Max, opera düşkünü saf annesi Kraliçe Tilli ve uyarıcı bağımlısı hizmetçileri Gulietta ile tanış ediyor başında. 70lerin son senelerinde kaleme alınan kitap bu uçarı ailenin her bir ferdi ile dönem Amerikasının stereotiplerini irdeliyor. Zira Kral Max; şovenist, alkol ve kumar düşkünü Amerikan erkeğini simgeliyor. Ayrıca ülkesineki ihtilâli takiben Birleşik Devletler’e sığınan Max karakteri, fikrimce devrim öncesi Küba devlet başkanı olan Fulgencio Batista’ya nazik ama yerinde bir dokundurma. Çünkü Batista’nın da aynı Max gibi servetini Amerika’ya yatırdığı bir dönem mevcut. Ayrıca Batista’nın da en büyük günahı devrim öncesi Küba’nın bir kumar merkezine çevrilmesine göz yummak olduğunu söylemek lazım.











