Ahmet Hamdi Tanpınar: Zamanının Ötesinde Bir Yazar

Doğulu mu batılı mı olduğuma, hangi medeniyete ait olduğuma karar veremediğim; Bach’ın Goldberg Çeşitlemeleri’ni Glenn Gould’dan dinleyip severken İhsan Özgen’den Abdülkadir Meragi’nin Şeş Avaz Kar’ını dinleyip o duyarlılığı paylaştığımı hissettiğim ve bir şekilde bu topraklara ait olduğumun bana hatırlatıldığı bir dönemde karşıma Ahmet Hamdi Tanpınar çıktı. Özellikle de onun Huzur romanı ve romanın ana kahramanı Mümtaz… Mümtaz’ın tek bir cümlesi bu arada kalmanın, bir tür kimlik bunalımının ve bölünmesinin; üstelik de müzik üzerinden ortaya çıkan bu krizin tanımını yine müzik üzerinden gösterdi: ‘‘Debussy’yi Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak, bu bizim talihimizdi.’’

Ahmet Hamdi Tanpınar
“Hayır, der, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecek. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felâketler o kadar tabiî şeyler ki… Hâlbuki ben bir masalı olan adamdım” Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Evin Sahibi” hikâyesindeki bu cümlelerini okuduğumda hayatımın yazarlarından biriyle daha karşılaştığımın farkına vardım.








