Alt Kültür Yanılsaması: Sokağın Yeni Klasiği

Arka planda çalan kusursuz bir klasik müzik sample’ının üzerine, bir şair titizliğiyle yazılmış çok katmanlı kafiyeler dizen, kelime oyunlarıyla zihninizi zorlayan bir sanatçı düşünün. İlginçtir ki geleneksel müzik otoriteleri veya toplumun herhangi bir kesimindeki birçok insan için bu sofistike ve zeki yapı hâlâ bir “sanat” olarak değil, sadece bir “alt kültür” olarak görülüyor. Oysa stadyumları dolduran, milyarlarca dinlenmeye ulaşan ve bazı nesillerin duygu durumunu en iyi özetleyen bir müzik türünü hâlâ “gürültü” veya “serseri müziği” olarak etiketlemek, müziğin evrimini görememekten ve onu bozmaktan başka bir şey değil. Öncelikle bu müzik türü hakkında neden böyle düşünüldüğünü açıklamak istiyorum. Aslında tek bir neden yok; karşımızda birden fazla önyargı duvarı var.

Entelektüel çevrelerin ve geleneksel medyanın rap müziği dışlamasının en büyük sebebi üretildiği yerdir. (Bu arada rap müziğin içinde de son derece entelektüel bir kesim vardır, bu da bir dipnot olarak kenarda dursun.) Rap; parlak zeminli konservatuvar salonlarında veya pahalı stüdyolarda değil, gettolarda (bir kentin azınlıkça yerleşilen bölümü), yeraltı partilerinde ve sokakta doğdu. Toplumun o bahsettiğim kesimleri için, akademik eğitimden geçmemiş, kuralsız bir şekilde kendi imkanlarıyla sanatını icra etmeye çalışan kişilerin ürettiğinin “sanat” sayılması büyük bir tehdittir. Burada şunu da eklemem gerek: Her rapçi akademik eğitim almamış değildir. Ancak sırf sokaktan, kenar mahallelerden geldiği ve kurumsal bir onay damgası almadığı için bu kültürü “serseri müziği” diyerek itibarsızlaştırmak, aslında sokağın kendi sanatını yaratabilmesine duyulan derin bir tahammülsüzlüktür.











