Anemoia: Hiç Yaşamadığımız Yazların Nostaljisi

Zamanın doğrusal akışına her teslim olduğumuzda, zihnimiz bize tuhaf oyunlar oynar; bazen hiç var olmadığımız bir geçmişin özlemini çekeriz. Sözlükler bu hissi “anemoia” olarak adlandırıyor: Ait olmadığımız, kapısından hiç geçmediğimiz bir zaman dilimine duyulan derin, kolektif hasret. Kendi adıma hiçbir mevsim bu kavramı yaz kadar tetiklemiyor.

Bugün her köşesi kusursuzca tasarlanmış lüks sahil kasabalarında otururken, içimde coğrafyasını bilmediğim bir yazın hayali dönüp duruyor. Kendimi 70’lerin İtalya sahillerinde, Marcello Mastroianni filmlerinden fırlamış çizgili, solgun şezlongların üzerinde, grenli bir analog fotoğrafın tam ortasında hayal ediyorum. Ya da 90’ların başında, henüz Akdeniz bu kadar büyük harflerle tüketilmemişken rüzgarda sertleşen pamuklu havluların kokusunu, kasaba meydanındaki eski dondurma arabasının çıngırağını arıyorum. O yazları hiç yaşamadım; ama oraya ait olduğumu bir şekilde biliyorum.











