Modern Toplumda Annelik Gerçeklikleri: Suçluluk ve Sorumluluk Arasında

Anneler Günü… Annelerimiz. Yeni anneler. “Eski” kendinin yasını tutanlar. Stilettolarının, biraz topuklularının, sadece cüzdan anahtar alıp çıkmanın, nereye kaçta gidip kaçta kalkacağının kafanda hiç yer etmediği o özgürlüğün, şimdi belki uzaktan; belki hiç yapamadığı işinin yasını tutanlar. Ah anneler! Siz bu işi seçerek kafayı yemişsiniz! (Ben de) Araba kullanmayı öğrendiğim zamanı hatırlıyorum. Birkaç denedim olmadı, sonra bir an dedim ki “Yani bu kadar insan yapıyorsa; kadın erkek genç yaşlı ben neyi yapamayacağım?” Aynı şeyi anne olmak için de deme gafletinde de bulundum! Yaptım sonra ama iyi miyim, kötü müyüm, her şey tamam mı, yemeğini eksik mi yaptım, proteini az oldu, hasta oldu nerde hata yaptım, dışarı çıkacağız şunu alayım, o eksik oldu bunu da alayım.

İstanbul’da 6.2 deprem oldu, kaç bez alsam onu düşündüm ben! Ne sorumluluk ama… Doktorlarımızı hariç tutalım; hiçbir iş yoktur ki deprem anı gibi bir can havlinde bile kendi canından ötesini düşünsün. Bir sürü video izledik depremle ilgili haberlerde; bütün annelerin boğazındaki feryat aynı tek bir şeydi: Çocuğunun ismi. Bu arada yaş da fark etmedi. Ben bebeğimin ismini bağırdım; annem 20 yaşındaki kardeşimin. Kendini, canından geçecek kadar sorumlu hissetmektir bana göre annelik. Bu sorumluluk bazen yoruyor, sinirlendiriyor, başını ağrıtıyor, banyo yaptırmıyor, yemek yedirmiyor, sohbet ettirmiyor. Sonra Anneler Günü’nde bir çiçek, bir parfüm, bir temizlik robotu ve puf. Bütün yorgunluk, yalnızlık, yetersizlik, yas, puf. Hayır. Hepsi kalır.











