Aslı Gümüşel ile: Bir Marka Hikâyesinden Daha Fazlası

Hintli bir bitki bilim uzmanı bir zarf uzatır ve der ki ”İyi bakarsan, hayatın değişecek”. Bu söz sadece bir kadının değil birçok kadının hayatına dokunur… Kadınların kendilerini daha iyi, daha güzel ve daha güçlü hissetmelerini sağlayan bir marka yaratmak nasıl bir serüven gerektirir, hiç düşündünüz mü? Bu hissi kadınlarda uyandırabilmek sadece ürün içeriğiyle mi mümkün yoksa kişisel bilinirliği doğru kullanmakla mı? Bence hayır. Ya da belki her ikisi de! Hatta belki de daha fazlası. İşte, Ashley Joy markasının kurucusu Aslı Gümüşel, bu “daha fazlasının” ta kendisi. Markasını ve işini anlatırken hissettirdiği o enerji, markasına duyduğu aidiyet ve hikâyenin arkasında duruşu; onun “kendini bulma yolculuğunda” markasının inşasının ne kadar önemli bir yer tuttuğunu açıkça gösteriyor. Aslı Hanım’ın enerjisi doğal, içten ve paylaşıma açık. Kendini bulurken çevresine de fayda sağlama vizyonu âdeta içinden taşan bir ışık gibi. Bunu gözlerindeki ışıltıdan bile fark ediyorsunuz. Aşağıda Aslı Gümüşel ile yaptığımız röportajı okuduğunuzda, bu enerjiyi ve vizyonu çok daha iyi hissedeceksiniz.

Ashley Joy markasıyla ilk tanışmam yıllar önce, annem sayesinde oldu. Ürünleri kullandıkça sevdim ama markayı zihnimde tam olarak bir yere oturtamıyordum. Uzun bir süre, marka hikâyesine hiç bakmadan sadece ürünleri kullanmaya devam ettim. Ta ki geçen yıl, Aslı Hanım’ın YouTube kanalına denk gelene kadar… Kendi ürünlerinin içeriklerini anlatırken başka markaları da hiç çekinmeden önerdiğini izlediğimde, markaya ve kendisine olan ilgim katlandı. Kendi ürünlerini bizlere birinci ağızdan anlatması ama aynı zamanda “kadınlara gerçekten iyi gelecekse” başka markaları da önermesi; hem markanın kullanıcısı olarak hem de bir kadın girişimci olarak dikkatimi çekti. Daha sonra, girişimcilerde kişisel marka inşasına yoğunlaştığım bir dönemde Aslı Hanım’ın Instagram hikâyelerinde kurduğu iletişimi fark ettim. Uzun süredir onu takip ediyorum ve itiraf etmeliyim ki bana çok ilham veriyor. Çünkü markasına sahip çıkışı, arkasında duruşu ve sosyal medyayı bu kadar bilinçli kullanışı, bunu “yapmak zorunda olmayan” biri tarafından yapılınca daha da etkileyici bir hâl alıyor.












