Ayça Ceylan ile: Sanat, Ritüeller ve Sürdürülebilirlik Üzerine

Ne zaman çok yönlü insanlarla tanışsam, The Verve’ün Bittersweet Symphony’si kulağımda çalar: “I’m a million different people from one day to the next…” Ayça Ceylan’la tanıştığımda da aklıma ilk gelenlerden biri bu oldu. Eko-performans ve yeni medya sanatçısı, sürdürülebilirlik yazarı; ama hepsinden önce mitoloji, ekoloji, teknoloji ve gelecekle kurduğumuz ilişkiyi aynı merakla araştıran biri. Bu yüzden sıcak bir Ağustos akşamı Nişantaşı’nda buluştuğumuzda sohbetimiz de tek bir yerde kalmadı. Ayça’nın pozitif enerjisi masaya yayılırken, bir yandan kızarmış patateslerimizi paylaştık, bir yandan sanattan sürdürülebilirliğe, kadim bilgilerden yapay zekâya uzanan keyifli bir yolculuğa çıktık.

Bu yolculuğun en güncel duraklarından biri de The Sandland Oracle. Suudi Arabistan’da sergilenen işinde Ayça, kumu hafızası, bilgeliği ve kendi anlatısı olan bir unsur olarak ele alıyor. İşin merkezindeki Oracle, yani kahin, ilk başta tek bir sergi için yaratılmış olsa da araştırmalar ve karşılaşmalarla kendi hikâyesini büyütmüş. Şimdi Riyad’dan Al-Ula’ya uzanan yeni bir bölüme hazırlanıyor. Aslında bu yönüyle The Sandland Oracle, Ayça’nın pratiğini anlamak için de güzel bir başlangıç noktası: Bir coğrafyayı uzaktan yorumlamak yerine onu dinleyen, yerel bilgiyle ilişki kuran ve doğanın anlattıklarına alan açan bir yaklaşım. Şimdi sözü ona veriyorum, keyifli okumalar!











