Babakale
Geyikli tarafından geldiğinizde bir yanınız orman bir yanınız deniz, manzaraya hayran kalarak ulaşıyorsunuz köye. Poyrazı sert esen, gemileri alabora eden, sorgusuzca denize uzanan Baba Burnu teknelerin sığındığı güvenli bir liman. Bir de korsanların. Yüzyıllardan sonra bile korsan gemilerini bekler gibi duran kalesinin kitabesinde, ‘Bu yer terk edilmiş, uykuda, sessiz sedasız bir yer idi. Nefret edilen kötü Frenk korsanlarının saldırıp barındığı bir yer idi’ yazıyor.
Köy meydanında arabayı park edip, sağ tarafımda kale önümde güzel Ege hemen Babakale Güzelleştirme Derneği’ne gidiyorum. Kale kapısındaki o kitabede de yazıldığı gibi, Babakale sanki uykuda, terkedilmiş gibi duruyor. Kadınlar, 10 sene önce kurdukları bu güzel dernekte, ürettikleri yemekleri, baharatları, gözlemeleri, zeytinyağlarını ve el işlerini satıyorlar. Derneğin çay bahçesi büyük ve yaşlı çınarın dalları altında bulunuyor. Bence köyün en keyifli yeri bu küçük kahvehanenin tahta iskemleli çay bahçesi.
Biraz aşağıda limanı görüyorum, yüzyıllarca korsanların sığındığı bu limana şimdi balıkçı tekneleri geliyor. Su, yiyecek ve malzeme eksikliklerini tamamlayıp, balığa çıkıyorlar. Her gittiğimde köyün ıssızlığına inat, limandaki yaşamı görmek umut veriyor bana.