Aslında sanırım film benim için kötüden çok bir hayal kırıklığıydı demek daha doğru olur. Çünkü Babygirl kendini orta yaşlı, evli, çocuklu, hayatı oldukça yerine oturmuş gözüken ve bunlardan aldığı kuvvetle özgüvenli soğuk bir yönetici olan Romy ile ondan hayli küçük stajyerinin yaşadığı aşkın ve bu yasak aşkın dinamiğinin yarattığı filmi olarak tanıttı. Oysa Babygirl bence bir bu aşktan çok, temelde Romy’nin mutsuz evliliğinin ve tatminsizliğinin filmi. Filmin odak noktası sanki Romy – Samuel arasındaki cinsellikmiş gibi bir tanıtım yolu izlenmesinin, fragmanın dahi böyle kurgulanmış, baştan yanlış olduğunu düşünüyorum. Filmin vaadi ile içeriği uyuşmuyor, dahası adeta bir kafa karışıklığı yaşıyor gibi bir hissiyat veriyor izleyiciye.
Yönetmen, Romy ve Samuel ilişkisini merkeze alarak filmi daha “spicy” hale getirmek isterken Romy’nin kararlarının arkasındaki psikolojik süreçleri yeterince derinleştirmiyor. Örneğin, Romy’nin mutsuz evliliğini izleyiciye hissettirmek için yeterince sahne ayrılıyor ama bu mutsuzluğun onu BDSM dinamiklerine yönlendiren unsurlarına dair bir sorgulama yapılmıyor. Film, Romy’nin psikolojik çözümlemesiyle erotik gerilim dinamikleri arasında gidip gelirken net bir anlatı kuramıyor.
Ektiği tohumların büyümesine izin verip bağlamlar kurarak oluşan bir hikaye sunamıyor. Örneğin; filmin sonunda şirketin diğer yöneticilerinden olan bir adamın Romy’e imalarla sarkıntılık etmesi çok dayanıksız ve o pozisyondaki bir adam için birçok şeyi riske etmesi hiç mantıklı gözükmüyor hikaye içinde. Ayrıca Romy’le birlikte çalışan ve sonraları Samuel ile çıkmaya başlayan Esme karakterinin ilişkilerini Samuel’dan öğrenmesi Romy’nin Samuel’a olan güvenini hiç sarsmıyor. Olayların bir etki-tepki içinde geliştiğini göremiyoruz.