Baudrillard ve "Simülakr": Gerçek Öldü mü?

Bir zamanlar bir gerçek vardı. En azından öyle olduğuna inanıyorduk. Bir referansı, bir temeli, bir “aslı” vardı. İmajlar bir şeye işaret ederdi; temsil ettikleri bir hakikat bulunurdu. Abbas Kiyarüstemi’nin “Copie Conforme” filmine bir mesaj göndererek, tıpkı Özcan Deniz’in filminde Stanley Kubrick’e bir mesaj çakması gibi; aslı olmasa da aslı gibiydi, hayatın iyi kopya edilmiş yanları vardı diyebilirdik. Fakat Jean Baudrillard’a göre artık bu düzen çöktü. Gerçek, temsil tarafından yutuldu. Hatta daha radikal bir ifadeyle: Gerçek ortadan kayboldu.

Bu yaklaşım, çağımızın ontolojisini tek bir darbeyle yerinden oynatır. Çünkü burada artık gerçekliğin taklidi söz konusu değildir. Taklit için önce bir “asıl” gerekir. Oysa Baudrillard’ın tabiriyle “simülakr”, bir aslı olmayan kopyadır. İşaret ettiği şey yoktur ama işaret etmeye devam eder. Ve biz, bu işaretlerin arasında yaşıyoruz. Baudrillard bunu daha da keskinleştirir: “Artık simülakr, gerçeği gizleyen bir şey değildir; gerçek, gerçeğin olmadığı gerçeğini gizleyendir.” Bu cümle, çağımızın en büyük travmasını ifşa eder. Sorun, gerçeğin çarpıtılması değil; gerçeğin yerini çoktan başka bir şeyin almış olmasıdır.









