Araştırma sürecinde beni şaşırtan pek çok şey oldu aslında. Bunlardan biri mahallenin merkezi bir konumunda yer alan, etrafı çitler ve metal levhalarla kaplı bir alanda yer alan, sadece bacasını gördüğüm bir köşkü yakından görmemdi. Aslında köşkün kendisi diyemem çünkü şans eseri açık gördüğüm bir kapıdan bahçeye girdiğim anda karşımda sadece dağılmış ahşap parçaları belli belirsiz seçilen pencereler vardı. Yapıyı satın alan kişinin köşke göz kulak olması için görevlendirdiği ailenin, bahçede kendilerinin yaptığı bir evde yaşadığını görünce çok şaşırmıştım. Çünkü dışarıdan varlıkları bile belli olmuyordu. Ailenin anlattığına göre yapı yıllar içerisinde başıboş bırakıldığı için defalarca yağmalanmış. Zamanında Zonaro’nun bile uğradığı bu köşkün başına gelenler, anlatılan hikayeler beni oldukça etkilemişti.
Mekanların hafızası olduğuna inanır mısın?
Üretim sürecimde hafıza bağlamında en önemsediğim şey her mekanın bir hafızası oluşu. Bütün çalışmalarım aslında bunun üzerine şekilleniyor. Mekan dediğimiz mimari ve katı olan form ile kurduğumuz ilişkiyi düşündüğümüzde aslında ne kadar akışkan, değişken ve canlı kalabildiğini görüyoruz. Bu zıtlık biryandan heyecan verici iken aynı zamanda çok özelde bence. Bu açıdan mekanların üzerimizdeki potansiyellerini göz ardı etmemeliyiz gibi geliyor.