Beyaz Geceler: Monteverdi’de Lezzet ve Tiyatro Bir Arada

Tiyatro, insana hikâye aracılığıyla başka dünyaların kapısını aralarken; yemek, paylaşmanın ve bir arada olmanın en güçlü ifadesi oluyor. Biri sözcüklerle hayal gücümüzü beslerken, diğeri sofrada tüm duyularımızı harekete geçiriyor. Peki bu iki deneyim aynı anda yaşanırsa? O zaman sıradan bir akşam yemeği, sınırları aşan bir sanat performansına dönüşüyor. Bugün “dining theatre” olarak bilinen bu konsept, sahne sanatlarını gastronomiyle harmanlayarak beş duyuyu aynı anda besliyor. Dünyanın farklı şehirlerinde örneklerini görebildiğimiz bu deneyimde seyirci yalnızca izleyen değil, hikâyeye ve sofraya dâhil olan bir katılımcıya dönüşüyor. Benim katıldığım etkinlikte de sahnedeki oyun ile tabaklardaki tatlar öylesine iç içe geçti ki, yaşadığım an yalnızca bir gösteri ya da bir yemek değil, bütünüyle unutulmaz bir sanat yolculuğu oldu.

Monteverdi Ristorante’de Tiyatro ve Yemek Deneyimi
Geçtiğimiz günlerde Monteverdi Ristorante’de bambaşka bir deneyimin parçası oldum. “Lezzet ve Tiyatro bir arada” mottosuyla düzenlenen gecede, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler eserinden esinlenilen özel bir tiyatro sahnelendi. Yönetmenliğini Dilfuza Rozyyeva’nın üstlendiği oyunda, Pınar Palaska, Mustafa Kaygusuz ve Erdinç Emir Erdoğan sahnedeydi. Oyuncuların döneme uygun zarif kostümleri, yalnızca izleyiciyi hikâyeye taşımakla kalmadı, aynı zamanda salonda nostaljik bir atmosfer kurdu. Bu etkinliğin en özel yanı, tiyatronun izleyiciyle kurduğu sıcak bağ oldu. Oyuncular yalnızca sahnede değil, seyircilerin arasında da yer aldı; kimi zaman göz göze geldik, kimi zaman sohbet ettik. Böylece oyun ile gerçek hayat arasındaki çizgi silindi. Tüm bunların yanında, sahnelerle eş zamanlı olarak servis edilen menü, deneyimi daha da anlamlı kıldı. Menü oyunun dört perdesine göre kurgulanmıştı:









