Çukurcuma Rehberi: Beyoğlu'nun En Boheminden Keşif Notları

Bir çiçek dürbününden bakar gibi, iç içe geçmiş Beyoğlu semtlerinin her biri ayrı bir karakter taşıyor. Çukurcuma ise en bohemi. Tarihi hamamları, vitrinlerinde birkaç nesil geriye gidebileceğiniz antika dükkânları, kapılarını dünyaya aralayan sanat galerileri ve eski apartmanları ile daima yeni bir şeyler sunuyor. Karşınıza aniden hiç aramadığınız bir şey çıkıveriyor. Bir antikanın yüzeyine vurularak yontulmuş bir tarih, kenarı kıvrılmış eski bir dergi, arkasına iyi dilekler sıralanmış bir fotoğraf, kim bilir kimlerin nerelere baktığı sedefle kaplı bir dürbün… Eskimiş gözüken eşyalar anılarınızın bir kolundan tutup sizi içeri çekerken, bir müzede aşkın varabileceği en saplantılı hallerine şahit oluyorsunuz. Önünden geçerken sabun kokularının geldiği hamamların biraz ötesinde birkaç öğrencili bir Rum okulu, iki adım ötedeyse taş duvarlara kazınmış kocaman harfli graffiti’ler… Hepsi sanki bir şeyler anlatmak ister gibi Çukurcuma’da karşınıza çıkıyor. 80 yıllık bir turşucunun dibinde heyecanla kapılarını açan bir kafe, bir ressamın atölyesinin önünde kutularından taşıp sokaklara yayılan boyalar… Renkleri karmaşık. Aynı Çukurcuma gibi, kuralsızca kafa tutuyor nizamlı ve düz olan her şeye!

Gözüme Çarpanlar
- Masumiyet Müzesi: Firüzağa’dan Çukurcuma Caddesi’ne doğru ilerlerken sapmanız gereken bir sokak var: Dalgıç Çıkmazı Sokak. Burada eşine az rastlanır bir müze duruyor; Orhan Pamuk’un aynı isimli romanının müzesi. İçeride romanın ana karakterleri Kemal ve Füsun’a dair eşyalar, anılar, kimi gerçek kimi kurgu efemera koleksiyonları sergileniyor. Hepsi, büyük bir özenle ve biraz da “ürkütücü” bir şekilde okuyucunun karşısına çıkıyor. Masumiyet Müzesi’ni, kitabı okumadan önce ve sonra ziyaret ederseniz de etkisi ikiye katlanıyor.

- Firuzağa Hamamı: Firuzağa’nın hemen sokak başındaki hamam, renkli harflerle yazılmış hamam yazısıyla ünlüydü bir dönem. Herkes önüne geçip burada fotoğraf bile çektiriyordu. Sonra o yazının üstü kapandı, açıldı… Hatta hamam hakkında çeşitli iddialar da yok değil. Siz en iyisi bu sokağı gezerken ayrıca dikkat kabartıp, bir de öyle bakın bu renkli hamama.
- Çukurcuma Hamamı: Çukurcuma Caddesi’nin dik yokuşlarını tırmanırken solda göze çarpan hamam, Çukurcuma’nın ün salan hamamlarından bir diğeri. İçi restore edilmiş, temiz ve özenli. 1830’larda I.Abdülhamid’in eşi Nakşidil Valide Sultan tarafından vakfedilen su tesislerini takiben yapıldığı geçiyor belgelerde. Benim içinse en güzel özelliği bir zamanlar, 1880-1885 yılları arasında bu kentte yaşamış şair Kavafis’in hamamın müdavimleri arasında olması. Tek keşke dedirten unsur ise hamamın yabancı turistleri hedef alan bir fiyat politikası olması.
Not: Ferzan Özpetek’in Hamam filmi (1997) sahneleri bu hamamda çekilmiş.

















