Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: Tek Taraflı Bir Aşk Hikayesi

Aşk, hayatın bu karmaşıklığı içinde çoğu zaman karşımıza çıkar; okuduğumuz kitaplarda, dinlediğimiz müziklerde, izlediğimiz dizilerde, filmlerde… O kadar çok, o kadar farklı aşk hikayeleri vardır ki etrafımızda, çoğu zaman düşündürür bizi: “Acaba aşk nedir?” diye. Ben de çoğu kez bunu düşünmüş, cevabını bulduğum anda da yanıtımın yeterli olmadığını fark etmişimdir. Asla yeterli değildir, asla kelimelere sığdırılamaz. Herkese göre farklı bir gerçekliği vardır aşkın. Stefan Zweig’ın “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı kitabında, ‘platonik’ bir aşkın gerçekliğine tanık oluyoruz.
“Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle,dağılmaksızın koruyabilirler. Ötekiler,duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezelikle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmış gibi oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukarı gibi, onunla böbürlenirler.”








