Bu işleri yapmak hep aklımın bir tarafında vardı. Belki de bunları yapabilmek için bilinçaltımda müzikoloji okumak istemiş olabilirim. İlk 1997 yılında, Boğaziçi Üniversitesi’nden hocam Evin İlyasoğlu’nun TRT’deki programında röportajlar yaparak başlamıştım. Tüm hayran olduğum sanatçılarla tanışıyorum, provalarını seyretme imkanım oluyor, festival hayatını ve organizasyonunu görmeye başlıyorum… 1998’de Evin Hanım işi tamamen bana bıraktı, 2000 yılına kadar her sene festival dönemlerinde “Festivalde Dün-Bugün-Yarın” temalı programları yaptım. 1998’de Hüseyin Sermet’in düzenlediği bir festival vardı, Amfor Klasik Müzik Festivali. Hüseyin Sermet bana “Bu festivalin koordinatörlüğünü yapar mısın?” dedi. Hayatımda hiç böyle bir şey yapmamış olmama rağmen, o kadar çok bu işi yapmak ve öğrenmek istiyordum ki, kabul ettim. Efes, Aspendos, Bodrum ve Marmaris’te, 15 günlük gezici bir festival… Yani şu anda yaptığım işten daha zor bir iş, ayrı şehirlerde. Fakat işte cehalet cesaret getirir; ben büyük bir cesaretle bu işe atıldım. İçine girince çok zor olduğunu gördüm. Ve o festivalde ben, bir direktörün ne yapmaması gerektiğiyle ilgili, kitabını yazacak kadar çok hata yaptım. Ama bugün yaptığım işin %50’sini de oradan, o 15 günlük festivalden öğrenmişimdir. Bir süre ENKA’nın oditoryumunda çalıştıktan sonra da 2000 yılında Serdar Yalçın ile görüştük. Türkiye İş Bankası’nın İstanbul’a taşındığı dönemde İş Sanat’ın açılacağını, sezon boyunca konserler yapılacağını söyledi ve bana yöneticilik teklif etti. Gerçekten isteğiniz çok kuvvetli olduğu zaman, yapıyorsunuz her şeyi. 2000 yılında o zaman İş Sanat yeni kurulan bir salon, ben de adı bu network’te olmayan bir kişiyim, ajanslarla hiçbir ilişkim yok, beni tanımıyorlar. “Yaparım tabii.” dedim ama böyle bir şeye kalkışmak için gerçekten çok istiyor olmak gerekir.
İş Sanat’a dolu dolu bir program hazırlamak zor oldu o zaman?
İnternetten ajanslara, herkese yazmaya başladım: “İstanbul’da bir bankanın yeni kurulacak olan büyük bir konser salonu var, ben de yöneticisiyim. Şu, şu, şu sanatçıları istiyorum.” Ama istediğim sanatçılar da tabii ayrı bir hikayedir. Yeni açılan bir konser salonuna Anne SophieMutter’i istememeniz gerektiğini bugün ben biliyorum ama o gün bunu bilmiyordum. Tabii beni de tanımadıkları için o zamanki İstanbul Müzik Festivali direktörü Ahmet Erenli’ye “Bize, İngiltere ve ABD’deki ajanslara, Yeşim Gürer diye biri yazıyor. Siz bunu tanıyor musunuz? İş Sanat diye bir yer gerçekten var mı? Kandırıyor mu, üçkağıtçı mı?” diye… Ahmet de sağ olsun, “Çok güvenilirdir, siz onunla iş yapın.” deyince ben bu ajanslarla ilişkileri ilk o şekilde kurmuş oldum. Ve 6 sene boyunca orada yöneticilik yaptım. Bir salonun oturması, program çizgisinin belirlenmesi gerçekten zaman alıyor. Benim için çok eğitici bir zaman dilimi oldu 2006’ya kadar. Hazır konserler yapmanın ötesinde daha artistik işleri de ilk denediğim zamanlar oldu. 2002 açılışında sanırım, “3 Piyanist, 3 Konçerto” konseri mesela… Gülsin Onay, Verda Erman ve Hüseyin Sermet, üç solistli bir konser. İki aralı bir konser oldu, bayağı yarışma gibi… O konserle birlikte İşSanat’ta gerçekten ilginç konserler yapıldığını görmüş oldu dinleyiciler.