Dünya ve insanlık tarihinde bu kadar derin izler bırakan bir savaşın sinemaya konu olmaması elbette düşünülemez. II. Dünya Savaşı kadar fazla film ve diziye konu olmasa da I. Dünya Savaşı hakkında da dikkate değer sayıda film çekilmiş ve bunlardan bazıları sinema tarihinin en önemli başyapıtları arasında girmiştir. Filmlere geçmeden önce, seyrettiğim ve beğendiğim ancak listeyi 10 film ile sınırladığımdan dolayı listede yer veremediğim A Farewell to Arms (Frank Borzage, 1932), War Horse (Steven Spielberg, 2011), The Red Baron (Nikolai Mullerschön), Sergeant York (Howard Hawks, 1941) ile savaşın hemen ardından çekilen ve I. Dünya Savaşı temalı filmler arasındaki ilk örneklerden biri olan, sessiz dönemin savaş başyapıtları arasında yer alan Big Parade (Kind Vidor, 1925), Should Arms ve Howard Hughes yapımı Hell’s Angels, Edmund Goulding’dan Dawn Patron (1938), Jack Gold’dan Aces High (1976) gibi filmleri anmadan geçmeyeceğim. Listeye alamadığım ancak haklarında birkaç kelam etmek istediğim iki film daha var: İlki gerçek bir olaydan esinlenen Joyeux Noel (Christian Carion, 2005). 1914 yazında savaş çıktığında neredeyse tüm Avrupa ilk Noel’e kadar savaşın sona ereceğinden ve tüm askerlerin Noel’de evde olacaklarından emindir. Ancak askerler
dört Noel daha eve gidemeyecek ve o Noelleri cephede, siperlerin insanlık dışı sefil ortamında geçireceklerdir. 1914 Noel’inde Batı Cephesi’nde askerler kendiliğinden geçici bir ateşkes yapar ve birlikte Noel’i kutlarlar. Bu olayı anlatan film I. Dünya Savaşı ile Noel filmleri / yılbaşı filmleri türlerini bir araya getiren duygusal, sıcak bir yapım. Listeye doğrudan I. Dünya Savaşı filmi olmadığından alamadığım Michael Haneke’den Das Weisse Band (2009) ise savaşın hemen öncesinde, bir Alman köyünde geçen garip olayları konu alır. Film bizlere savaşı mümkün kılan toplumsal ruhu, disipliner, ataerkil ve otoriter yapıyı Haneke sinemasının kendine has rahatsız edici ve sarsıcı sinemasal diliyle bizlere aktarır.
En İyi I. Dünya Savaşı Filmleri
10. Passchendaele | 2008, Paul Gross
Resmi olarak 3. Ypres Cehpesi olarak adlandırılsa da tarihte ve anılarda yarattığı terör, dehşet ve sefalet tek bir adla yer etmiştir: Passachendaele. Somme, Verdune ve Bahar Saldırısı gibi I. Dünya Savaşı sırasındaki en epik, en büyük ve kanlı cephelerinden biri olan Passachendaele savaşın sembollerinden biri haline dönüşmüştür. Temmuz 1917’de Britanya ordusunun başkomutanı General Dougles Haig, Belçika’nın kuzeydoğu sahillerinde bulunan Alman denizaltı üslerini ortadan kaldırmak istiyordu ve bunun için Ypres’te bulunan birliklerine saldırı için emir verdi. Saldırının yapıldığı arazi kalın killi bir toprak yapısına sahipti ve ayrıca deniz seviyesinin altında bulunuyordu. Yoğun top ateşi, bölgedeki drenaj sistemini yok etmişti. Saldırı başladığında Ypres son 30 yılın gördüğü en şiddetli yağmura maruz kaldı ve toprağın yapısı ile altyapının olmaması sonucunda her iki taraftaki askerler sadece birbirleri ile değil 105 gün boyunca yağmur ve çamur ile de savaştı. Film, işte bu cephenin; yağmurun ve çamurun insanları, atları, tankları yutmasının, toplamda 500 bin zayiatın hikâyesini, Kanadalı askerlerin gözünden anlatıyor. Kanadalıların gözünden; çünkü Gelibolu (Çanakkale) Savaşı Avustralya ve Yeni Zelandalılar için ne ifade ediyorsa Passchendeale de Kanadılar için benzer bir öneme sahip.
Kanadalı sinemacı Paul Gross’un yazdığı, yönettiği ve başrolde yer aldığı Passchendeale, değeri yeteri kadar verilmeyen ama çok iyi filmler kategorisinde yer alıyor. Özellikle kimi anlarda ‘gore’ sınırlarına ulaşan savaş sahnelerinin sertliği ve dehşeti, sürekli yağan yağmurun yarattığı gerçekçi ve rahatsız edici atmosfer çok başarılı. Gross, yönetmenlikte olduğu kadar baş karakter Michael Dunne rolünde de çok iyi. Filmin müziğini yapan Jan A.P. Kaczmarek özellikle filmin ana teması ile sağlam, vurucu, dramatik yapısı çok kuvvetli bir yapıt ortaya çıkarmış ve diğer efsanevi yurttaşları gibi Polonyalı bestecilerin film müziğindeki büyük geleneğinin önemli bir temsilcisi olduğunu göstermiş.