Birol Ünel: Mekanik Özneden Uzakta Bir Oyuncu

Geçtiğimiz Eylül ayında kaybettiğimiz Birol Ünel’in ardından, hayatının manşetlere pek çıkarılmayan kesitlerine ulaştıkça, klasikleşmiş “Yetenekli aktör/Kendisine uygun yazılmış karakter” formülündeki yerini sorgulamıştım. Ünel’in, içinde bulunduğumuz teknik çağında, adeta makinalaşan öznenin ne kadar uzağında durduğunu düşünmüştüm. Hislerimi bu yazıyla aktarmaya çalıştım.

Ateşe baktığımızda ne görürüz? Ne olarak görürüz, nasıl davranırız? Duyularımızla tanırız onu, kolaylıkla. Elimizi uzatırsak yanacağımız ama parmağımızı içinden hızlıca geçirebileceğimiz tecrübeyle sabittir. Mesafeli dururuz genellikle. Peki ya bir an dikkat kesilip ateşin salt kendi oluşunu, ahengini ve dansını görebilirsek? Tanışık gelen ezberleri bırakıp, duyuların ardına bakmak istersek? Esirmeye kadar vardırılabilecek bir şeyden, bir halden veya hallerden bahsediyorum. Dansı izlediğimiz sırada ne olup bittiğini tarif edemeyiz. Bu, ateşin ideasına dayandırdığı ve tükettiği yakıtta saklı olabilir. Eğer bu aşkınlığa dair cevaplar arıyorsak odağımızı yanmak veya yanmamak ikiliğinden kurtarıp cesur adımlar atmaya ihtiyacımız var.








