Black Mirror: Alışageldik Kodlarının Dışına Taşan Bir Sezon

Bu başlığı atarken kabına sığmayan devrimci bir sezon havası estirmek istemedim, zira iki bölüm haricinde pek üzerine konuşulacak bir sezon olduğunu düşünmüyorum. Fakat enteresan olan şey, bu bilişim temelli distopik senaryolardan arınmış bazı bölümlerle karşımıza çıkıyor olması. Alıştığımız tarzın dışında, geçtiğimiz sezonlarla tek ortak noktası “karanlık” olması diyebileceğimiz bazı bölümler, ya bu sezona özel bir durum ya da dizi kabuk değiştirip şu an tam olarak adını koyamadığımız bir şeye evrilmeye çalışacak. Bunu da zaman gösterecek. Netflix Türkiye’den yeni sezona erişebilirsiniz.

Benim bu sezonda ilgimi çeken hikayeler ikinci ve üçüncü bölümlerdeydi. İkinci bölümün konusu şöyle. İzole bir İskoç kasabasında yaşanmış trajik bir olayın derinliklerine inmek isteyen genç bir çift, oğlanın kasabadaki aile evine gidiyor. Babasını küçük yaşta kaybetmiş olan bu oğlan çocuğu, yabancılara karşı çok da sempatik olmayan annesiyle, eve beraber geldiği Amerikalı siyahi sevgilisini tanıştırıyor. Film okulunda okuyan ve ödev olarak çekecekleri film için bu kasabaya gelen ikili, ilk başta karar vermiş oldukları dandik konu yerine, kasabanın turistik büyüsünü yitirmesine sebep olan trajik bir hikayeye odaklanmaya karar veriyor. “True Crime” temasının bu kadar popüler olduğu bir dünyada onları anlamak mümkün. Ama bu klişe gibi görünen karanlık hikayenin yaptığı ters köşe, bölümün verdiği keyfi oldukça arttırıyor. Bu anı deneyimlemek için son sekanslara kadar sabretmek gerekiyor olsa da, giriş ve gelişme süreçlerinin de vasatın üstünde işlendiğini söyleyebiliriz.








