Bir Üs Olarak Bologna: Her Gün Bir Başka Yolculuk

Haziran ayının başında, hem okullar kapanmamış hem de havalar çok ısınmamışken nokta atış bir kararla bilet aldık ve Bologna’ya yalnızca orayı gezmek için gitmedik. Onu bir üs gibi kullanıp, çevresine dağıldık. Trenle ulaşımı kolay, ritmi yavaş, insanı yormayan İtalyan şehirlerini görmek istedik. Her sabah başka bir yön, başka bir şehir… Bazen mozaikli bir tarihe, bazen balzamiğe, bazen bir balkona bakıp geri döndük. Günübirlik yolculuklar olmasına rağmen destinasyonların ufaklığı, atmosferi sindire sindire dolaşmaya da imkan tanıdı diyebilirim…

Bologna, bu planın merkezinde. Her sabah başka bir trenle kaçıp, akşam yine şehrin şefkatli kucağına döndük… Şehir kendine özgü; kırmızı tuğlaları, hiç bitmeyen portikoları ve sokaklarındaki salaş mekanlarda insanların birbiriyle yoğun jest ve mimikler içeren sohbetlerinden daha akılda kalıcı tek bir şey oldu. O da bu seyahatte 4 gün boyunca gittiğimiz dondurmacı… Delizie Bolognesi ismindeki bu dondurmacıya gidip ödüllü “Nettuno” dondurmasından yiyenler başka bir evrenle tanışıyor adeta. Her yediğimiz güzeldi ama bunun yeri ayrıydı. Bu arada şehrin asıl olaylarından biri de Avrupa’nın en eski üniversitesine sahip olması (1088 yılı, ciddi ciddi). Evet öğrenci çok, ama şehir sakin sayılır. Turistik noktalarda bile bir “ben buralıyım” rahatlığı var. Zaten buranın mottosu da şuymuş. “La Dotta, La Grassa, La Rossa” — bilge, şişman, kızıl. Her biri doğru gibi (4 günde anlamış).












