Burgazada Rotası: Deniz, Martılar ve Sait Faik

Vapurun düdüğü çalıyor. İçimizde bir kıpırtı. İstanbul’un en güzel şölenlerinden biri bu düdükle başlıyor. Hayatımızın bir döneminde burnumuzu tıkayıp “lüks kamarada kimler oturur?” deyip, Sezen Aksu’yu taklit ederek şarkılar söylemişsek eğer, yabancı değiliz adalar vapuruna. Buz gibi gazozlar içtiysek, mavi-kırmızı altlıklarla gelen vapur çaylarını çıtır simitler eşliğinde tükettiysek ve hatta martılara simitlerimizden birer parça ikram ettiysek. Güneş kremini yüzümüze boca edip, vapurun en güneşli köşesine kurulup, ayaklarımızı sulara doğru uzattıysak…

Sait Faik okumuşsak mesela; onun kelimelerinde İstanbul’u ve ada insanlarını bulmuşsak Burgaz’a da yabancı değiliz. Bu kara parçası, “Sait Faik’in adası” olduğu için “herhangi” bir ada olmaktan çok uzakta. Orada olmasını hayal ettiğimiz isimsiz bir balıkçı, tek gözü kör bir martıyla sohbete koyulmuşsa gerçek hayatta da; işte o zaman mutluyuz. Sırf bu sebepten bile sevilir diyerek izliyoruz Burgazada’yı ve insanlarını.




















