Geleneksel kitap sanatlarının genç izleyicilerle buluşma biçimini nasıl gözlemliyorsunuz? Bugünün izleyicisi minyatüre nasıl bakıyor?
Geleneksel kitap sanatları, benim gözlemlediğim kadarıyla genel olarak ya dini ibadetin bir parçası olarak ya da geçmiş yüzyıllara ait bir hissin, düşüncenin devamı olarak icra ediliyor. Günümüzün geleneksel sanatlarını oturmuş, kendini kanıtlamış, risksiz kalıpların tekrarındaki teknik niteliğin yarışı olarak özetleyebilirim. Bu yaklaşım kaçınılmaz olarak sanattaki dinamizmi yok ediyor ve bu sanatların genç izleyicilere ulaşmasını epey zorlaştırıyor. Ancak burada kısır bir döngü de var çünkü izleyicinin de büyük bir kısmı bu sanatlardan o kendini kanıtlamış bilindik kalıpların tekrarını bekliyor aslında. Bir bütün olarak toplum, bu sanatları artık müzeye kaldırmış ve her ne kadar aksini söylese de yeni bir şey beklemiyorlar. Geleneksel sanatların klasik dönemi bir “tarz” halini almış ve herkes yenilik derken o geleneksel sanatlar tarzının popüler kültüre kitsch şekillerde meze olmasını bekliyor aslında.
Popüler kültürde bu sanatları animasyonlarda, dijital oyun arayüz ve tasarımlarında nitelikli bir şekilde görmek isterken selfie çeken sarıklı adamların ötesine geçemiyoruz. Koca koca sanat disiplinleri belli tarzlara indirgenmiş başka türlü yapılamıyor. Biz yerel sanatlarımızdan güncel ihtiyaçlarımıza cevap veren yeni anlayışlar, yeni motif grupları, güncel malzeme ve teknoloji adaptasyonları beklemiyoruz. Yerel sanatlarımız bizim hikayemizi anlatsın demiyoruz. Bu sanatlar ya hamasi bir mastürbasyon aracı ya da popüler kültürle tüketilecek bir içerik sadece. Bu durum da bende toplumsal olarak inanılmaz özgüvensiz olduğumuz fikrini uyandırıyor maalesef.