Çalışma Alanlarını İyileştirmek: Üretkenlik ve Yaratıcılık Peşinde

Arkadaşlarınızla konuşurken ya da Linkedin’de gezinirken hâlâ ofisten yürütülen işler görüp şok oluyorsanız dünyama hoş geldiniz. Bu konuda kararım kesin; muhatap olmak istediğim tek “office” içerisinde Micheal Scott ve Jim Harper’ın olduğu! Yine de birkaç yıllık “home-office” deneyimimin üzerine biraz düşününce, 18. yüzyıldan bugüne bu çalışma alanı kavramının devam ediyor olmasının bazı nedenleri olduğunu fark ettim. Ofislerin çıkış noktası, çalışma ortamımızı en ince detayları hesaba katarak daha verimli hâle getirmek ve sosyalleşmemizi sağlamak. Durum böyleyken evdeki çalışma alanlarımızın eksiklerini fark etmekte ve verimi arttıracak bazı kararlar vermekte fayda var. Ben de bugün tam olarak bunlardan bahsedeceğim!

Çalışma Alanım Neresi? Spoiler: Yatağım Değil!
İtiraf saati: 09:00’da başlayan iş gününe 08:50’de uyanan ve ilk mailleri asistanı (kedisi ya da köpeği) eşliğinde yataktan yazanlardan olabilir misiniz? Evin rahatlığı; yataktan, koltuktan, yemek yerken oturduğumuz sandalyeden ve hatta bazı kriz anlarında salon halısının üzerinden çalışma fikrini cazip hâle getirse de bunların en verimli tercihler olmadığı konusunda hemfikirizdir diye düşünüyorum. Özellikle dikkat aralığımızın maksimum bir TikTok videosu uzunluğuna indiği şu dönemde, işe kendimizi gerçek anlamda verebilmemize olanak tanıyan özel alanlara ihtiyacımız olduğu kesin.










