Can Oba: Sirkeci'de Bir Gastronomi Mucizesi

Ahmet Muhip Dranas’ın Olvido şiirinde kullandığı ‘Bir Renk Çığlığı’ metaforu tam da Can Oba’nın yemeklerini tanımlamakta: Hazırladığı her bir tabak ana malzeme, soslar ama özellikle de alamet-i farikası haline gelen meyve kullanımı ile adeta bir renk çığlığı ama rahatsız eden, kulağı tırmalayan bir çığlık değil onunki. Bilakis, bir atonal müzik gibi ilk başlarda alışılmadık gelen, geleneksel olmayan ama zamanla alışılan ve bir bütünlük, bir estetik ve kendi içinde müthiş bir ahenk yakalayan, çorbalardan tatlıya kadar her tabakta duyulan bir gastronomi senfonisi…

Sirkeci – Eminönü, İstanbul’un mikrokozmozudur: Doğu ile batı; modern ile geleneksel; güzel ve çirkin; iyi ve kötü; lezzetli ve lezzetsiz; zengin ve fakir; pahalı ve ucuz; gerçek ve sahte; aykırı, farklı ve sıradan; kanun ile kuralsızlık bir aradadır. Sirkeci – Eminönü kaostur; kaos içinde düzendir. German Han’dır; aynı zamanda German Han önünde eski bir çarşaf üzerinde işportada satılan sahte deri kemerlerdir. Bir ‘flaneur’ için İstanbul ormanında yapılacak bir safarinin muhteşem bir başlangıç noktasıdır. Eğer bir İstanbul varsa o Sirkeci – Eminönü hattında hayat bulur. İstanbul, kendini Sirkeci – Eminönü’nde yeniden doğurur ve İstanbul’u bir sürprizler, hatta mucizeler kenti yapan; hiç beklenmedik bir anda ve beklenmedik bir yerde olağanüstü bir şeyle karşılaşmamızı sağlayan fenomenlerin başında gelir Sirkeci – Eminönü. Son yıllarda İstanbul Gastronomi sahnesinin en olağanüstü sürprizlerinden biri belki de birincisi olan Can Oba bir gastronomi şahikası olarak belki de kendine en çok yakışan yerde, bir İstanbul mikrokozmozu olan Sirkeci’de, onu bir İstanbul mucizesi haline getiren bölgede yer alır.
















