Cape Town: Penguenlerden Safariye Uzanan Bir Yolculuk

Okyanusun kıyısında penguenlerle karşılaşıp ertesi gün Afrika’nın vahşi doğasında bir filin birkaç metre uzağında durabileceğiniz bir şehir düşünün. Cape Town’a ilk kez gelen herkesin birkaç gün içinde yaşayacağı şaşkınlık biraz da bundan kaynaklanıyor. Çünkü birkaç saat önce İstanbul’dan kalkan uçağın ardından indiğiniz şehir; okyanusa açılan marinaları, dünyanın en güzel manzaraları arasında gösterilen dağları, ödüllü restoranları ve yemyeşil üzüm bağlarıyla Afrika hakkında bildiğinizi sandığınız pek çok şeyi yeniden düşünmenize neden oluyor. Bir gün penguenlerle aynı sahili paylaşırken, ertesi gün fil ve aslanların izini sürdüğümüz beş günlük Cape Town rotasıyla karşınızdayım.

Türk Hava Yolları’yla İstanbul’dan yola çıkıp yaklaşık 11 saatlik direkt uçuşla ulaştığım Cape Town, hem Güney Afrika’nın hem de dünyanın da en etkileyici şehirlerinden biri olarak hafızama kazındı. Üstelik Türkiye ile aynı saat dilimine yakın olması sayesinde uzun uçuşun ardından ciddi bir jet lag yaşamadan şehri keşfetmeye başlayabiliyorsunuz. Bir yanda Atlantik Okyanusu’nun sert ve özgür ruhu, diğer yanda tarihi mahalleler, üzüm bağları ve vahşi yaşam sizi karşılıyor. Cape Town’un asıl büyüsü, tüm bu farklı dünyaların aynı şehirde buluşmasında saklı. Beş gün boyunca şehri keşfederken penguenlerden safarilere uzanan bir yolculuğun içinde buldum kendimi. Her sabah bambaşka bir manzaraya uyanıyor, akşam olduğunda ise günün nasıl geçtiğini anlamıyordum. Cape Town, Afrika’ya dair tüm ön yargılarımı geride bırakmama vesile oldu.































