Chris Rea İçin Bir Veda: Bir Efsanenin Ardından

Blue Cafe gibi reklam ve sahil kafesi müziği kıvamındaki bazı şarkılar bir yana, Rea örneklerini Dire Straits, The Police ve bugün aklıma gelmeyen bir sürü efsane solist ve grupta gördüğümüz gibi, müziğin popüler olmasının kalitesini etkilemediğinin; sağlam bir müzikal altyapıya ve virtüözlüğe sahip, derin bir içeriği olan/anlamlı bir hikâye anlatmayı ve dolayısıyla da insanların yüreklerine ve zihinlerine dokunmayı başaran şarkıların hem müzikal açıdan hem de ticari açıdan başarılı olabileceğinin çok iyi örneği olarak müzik tarihindeki yerini almıştır. Chris Rea aynı zamanda, uluslararası düzeyde büyük satışlar yakalayan, büyük hitler yapan çok ünlü bir şarkıcı olarak göze batmadan, sade ve mütevazı bir şekilde yaşamanın da mümkün olduğunun en mükemmel örneklerinden biridir. 1991 yılında, ününün doruğundayken şöyle demiştir: “Ben Tina Turner veya Dire Straits gibi kahraman bir rol model değilim. Ben bir şarkı yazarıyım.”

14 yaşındaydım ve ergenlik cehenneminin bunalım ateşinde yanıp kavrulduğum günlerden birinde televizyonda bir klibe denk geldim. Yarı karanlık bir gökyüzünden boşalırcasına yağan sağanak yağmurun dövdüğü arabalar sıkışmış trafikte kaderlerine boyun eğmiş bir halde hareketsizce bekliyorlardı ve arka fonda pürüzlü, yoğun; adeta yorgun yolların tozunu yutmuşçasına hüzünlü ama derin bir içtenlik içeren, samimi ve garip bir şekilde dinlendirici, hüzün verici bir bariton ses “Bu yol cehenneme uzanan bir yol olmalı/Cehenneme uzanan bir yol” diyordu. Kendimi o sıkışık trafikte yağmur altındaki arabalara benzettim. Onlar gibi cehenneme uzanan bir yolda gidiş sıramı bekliyordum ve yağmur altında deli gibi ıslanıyordum. Bir anda o yağmur, bunalımın ateşini söndürdü; Rea’nın o kendine özgü kederli ama sıcak vokali beni yatıştırdı ve işte o anda benim için müziğin ötesine geçen bir sanatçıyla karşılaşmıştım.









