Cilt Nötrlüğü: "Cilt Pozitifliği" Akımıyla Vedalaşıyoruz!

Sosyal medyada akışımızda gezinirken kusursuz, pürüzsüz ve filtrelenmiş tenlerle karşılaşmaktan bir hayli yorulmuş olmalıyız. Birkaç yıl önce “cilt pozitifliği” akımıyla sarsılan güzellik dünyası, her yaştan ve her cilt tipinden kadına sivilcelerini, kızarıklıklarını ve dokularını saklamama cesareti vermişti. Hatırlarsınız; akneyle savaşmak yerine rengarenk sivilce bantlarıyla onları süslemek, aynaya baktığımızda gördüğümüz “normal” hali kucaklamak devrim niteliğindeydi. Ancak zamanla bu akım da ne yazık ki pazarlandı, ticarileşti ve yine o ulaşılamaz kusursuzluk mitinin bir parçası haline geldi. Şimdi ise karşımızda çok daha huzurlu, çok daha gerçekçi ve bizi sürekli güzel hissetme baskısından kurtaran yeni bir kavram var: Cilt nötrlüğü (skin neutrality).

Cilt Sadece Bir Organ, Öz Değerimizin Bir Ölçüsü Değil
Cilt pozitifliği bize sürekli cildimizi sevmemiz, kusurlarımızla güzel hissetmemiz gerektiğini söylüyordu. Fakat kronik akneler, roza veya sürekli tekrarlayan lekeler olan biri için her gün aynaya bakıp “cildimi seviyorum” demek bazen zor ve yorucu, hatta imkansız bir hedefe dönüşebiliyor. Cilt nötrlüğü de bu yorgunluk sonucu hayatımıza giriyor. Cilt nötrlüğü; tenimizin ne iyi ne kötü olduğunu, sadece bizi dış etkenlerden koruyan biyolojik bir organ olduğunu savunuyor. Yani cildimiz bir sohbet konusu ya da bir başarı kriteri değil; saçımız veya tırnağımız gibi bedenimizin sadece bir parçası.













