Conclave: Sandıkları Terk Etmeyen Kardinaller

Filmin ilk dakikalarında Vatikan’ın tekinsiz koridorlarında gezmeye başlayınca hafiften bir keyif almaya başladım. Fakat aynı dakikalarda acaba klişe bir Vatikan filmi olur mu sorusu da uyandı zihnimde. Robert Harris’in aynı adlı romanından uyarlanan bu film, Papa’nın ölümü sonrasında başlayan o kapalı kapılar ardındaki meşhur seçim sürecini müthiş bir gerilimle anlatıyor. İlk bakışta işin dini boyutunu düşününce rekabetçi bir yarıştan daha farklı şeyler bekliyor insan ama maalesef, Türk futbolunda yaşanan lobicilik ve yüksek tansiyonun aynısı burada da mevcut… Vatikan’ın ihtişamlı dekorlarından, kardinallerin sözde ağırbaşlı duruşlarından ve malum ritüellerden etkilenmemek mümkün değil. Bu görkemli atmosfer, insana bir yandan huşu verirken diğer yandan da “Burada neler neler dönüyordur?” fikrini zihninizin bir köşesine iliştiriyor.

Filmin yönetmen koltuğunda, gerilimi soluk soluğa işleme ustalığıyla tanınan Edward Berger oturuyor. Kendisi “All Quiet on the Western Front” gibi projelerle rüştünü ispatlamış bir isim ve “Conclave’de” de farklı bir kulvarda aynı özenli işçiliği bizlere sunuyor. Özellikle karanlıkta süzülen kamera açıları, dar tavan aralıklarında duyulan yankılar ve kardinallerin ikilemlerden çıkamayan bakışlarıyla bizi tetikte tutma işini mükemmel kıvama getirmiş. Berger, dini bir mekânın o dışa kapalı havasını, dışarıdan sıradan görünen bir törenin nasıl büyük bir politik hesaplaşma sahnesine dönüşebileceğini ustaca aktarıyor. Zaman zaman taktik savaşlarının tansiyonunu hafifletmek için ufak diyaloglara başvurması da filmi daha nefes alabilir hâle getiriyor.










