Diane Keaton'ın Ardından: Amerikan Yeni Sineması’ndaki Zarafetin Simgesi

Bir sinemasever, bir sinefil olarak beni etkileyen; yönetmenden ve filmden bağımsız olarak özel olarak takip ettiğim oyuncuların neredeyse tamamı erkek. Bir şekilde bende iz bırakmış kadın oyuncular, en sevdiğim yönetmenlerle yaptıkları iş birlikleri ve o iş birliğinin sonucu olarak başyapıt mertebesine erişmiş filmler dolayısıyla ilgi alanımda yer alıyorlar. En başta Catherine Deneuve; sonrasında da Sophia Loren, Monica Vitti ve biraz da Jeanne Moreau, sinema serüvenimde yerleri olan kadın oyuncular arasında yer alıyor. Vefat haberini okuduğumda ilginç bir şekilde Diane Keaton’un da bu listede bir yeri olduğunu fark ettim. Bunda elbette en sevdiğim film olan ve sinema tarihinin en büyük başyapıtı olarak gördüğüm The Godfather serisinde yer almasının; Allen sinemasının en önemli üç filminden ikisinde, Annie Hall (1977) ve Manhattan (1979) – diğer film de Hannah and Her Sisters (1986) – başrolde yer almasının etkisi büyük. Öte yandan 1970’lerin sonlarında ve 80’lerin başlarındaki Keaton, benim için zeki/entelektüel ama aynı zamanda doğal ve bohem zarafetin ve inceliğin en önemli temsilcilerinden biri. Dolayısıyla vefatının ardından hakkında bir şeyler yazmasam olmazdı.

O bir düşük değildi. Bir kürtajdı. Bir kürtaj, Michael. Tıpkı evliliğimizin bir kıyım oluşu gibi. Kutsallıktan uzak ve günahkâr bir şey. Oğlunu istemedim, Michael. Senin oğullarından birini daha bu dünyaya getirmezdim. Bir kürtajdı, Michael. Bir oğuldu. Bir oğul. Ve onu öldürttüm. Çünkü bunların hepsi son bulmalı.” Oyunculuk kariyerinin parladığı anlardan birinde Kay rolünde Diane Keaton, Michael’a böyle bağırıyordu. Bir yan karakter olarak yer almasına rağmen onu önemli bir aktris olarak sinema dünyasında duyulmasını sağlayan The Godfather serisinde en ön plana çıktığı sahneydi bu ve belki sadece tüm beyaz perdeyi doldurduğu bu sahnede bile görünseydi sinemanın unutulmazları arasına girecekti.











