Bu sergide yer alan işlerimin hemen hemen hepsinde bir hüzün, yalnızlık ve melankoli var. Sergi mekânının iki katını güneşli ve güneşsiz, gece ve gündüz olarak değerlendirmeyi tercih ettim. Giriş katındaki eserler üzerinde; lokal ışığı daha çok hissettiğimiz, eve giren güneşle yetinmeye çalışan bir seri resim varken, alt katta melankoliye rağmen hâlâ kendini iyi hissetmek için çabalayan figürler bulunuyor. Gün ışığının eve girmesiyle “oh” dedirten, kısa süreli mutluluğumun yansıması olan resimler bunlar.
Gün ışığının fizyolojik etkilerinin yanı sıra insan psikolojisi üzerindeki etkisi de büyük. Hatta bu durum kuzey ülkelerinde intihar oranlarına dahi yansıyor. Siz de eserlerinizde gün ışığının bize verdiği mutluluk, huzur ve güven duygusu, güneşi göremediğimiz anda hissedilen güvensizlik hislerine yoğunlaşıyorsunuz. Bu konuda neler düşündüğünüzü merak ediyorum.
Kapalı havalarda hissettiğimiz duygular genel olarak depresyona yol açıyor olabilir, bunu kendi içimde de çok yoğun yaşadığım için dile getirmeyi tercih ettim. Anlık mutluluklar ve hüzünleri arka arkaya yaşamaya başladım. Sık sık ağladığım ve hiçbir şeyin beni tam olarak mutlu edemediğini düşündüğüm zamanlardı. Atölyemdeki tüm eşyaları da eve taşıdığım için pencerenin önünde güneşi beklemeye başladım. O dönemde pencereden içeri yansıyan gün ışığını takip edip oralarda güneşlenmeye, güneşi hissetmeye çalışıyordum.