Disclosure Day: Steven Spielberg Nostaljisi Üzerine

Steven Spielberg ve uzaylılar dendiğinde sinema tarihinin en kıpır kıpır alanlarından birine adım atacağımızı biliriz. Close Encounters of the Third Kind, E.T. ya da daha karanlık taraftaki War of the Worlds… Usta yönetmen, bu kez David Koepp’in senaryosuyla bizi yine o çok sevdiği “ötekiyle temas” ve hükümet komploları sarmalına, Disclosure Day ile sürüklüyor. Kağıt üstünde heyecan verici mi? Kesinlikle. Prerogatifleri sağlam, bütçe devasa ($115 milyon), kadro ise Josh O’Connor ve Emily Blunt gibi son dönemin gözde isimleriyle süslü. Ancak filmin kendisi, o eski Spielberg ihtişamından ziyade, iyi işçilikle kotarılmış ama ruhu biraz eksik kalmış ortalama bir seyirlik duygusu sunuyor sadece.

Film, aslında temposunu hiç düşürmeyen, dört koldan ilerleyen bir kovalamaca gibi tasarlanmış. Bir tarafta Wardex Corporation’ın gizli uzaylı verilerini çalan veri analisti Daniel (Josh O’Connor), diğer tarafta aniden kendini hiç bilmediği dillerde ve telepatik bağlar kurarken bulan hava durumu sunucusu Margaret (Emily Blunt). Hikâye, bu iki karakterin bir nevi “Gatekeeper ve Keymaster” dinamiğiyle bir araya gelme çabası etrafında dönüyor. Kameraların sürekli hareket halinde olduğu, aks aksiyon kurallarının esnetildiği o meşhur araba-tren sahnesi gibi anlarda Janusz Kaminski’nin görüntü yönetimi ve tabii ki John Williams’ın o sahneleri sırtlayan muazzam dokunuşları sinemasal zevki yukarı taşıyor.









