Gece trenin hafif sarsıntısıyla ara ara uyanıp hafif aralık gözler ile camdan bazen simsiyah bir örtüyü, bazen gece lambaları ile loş bir aydınlığı görmek, sabah gün doğmadan uyanıp şahane manzaralarla günü karşılamak, yol boyu değişen iklime şahit olmak, yolun kıvrıldığı noktalarda trenin önden yavaş yavaş gidişini seyretmek… Bence trenin en güzel anları. Tren Erzurum’a yaklaşırken neredeyse tüm vagonun cağ kebabı siparişi vermesi de gelenek olmuş durumda. Çoğunluk Gel Gör Kebap’tan sipariş verirken biz tesadüfen Koç Cağ Kebap’ı aramıştık. Yolun sonunda Kars ise bize verilmiş bir hediye gibiydi çünkü onu bu kadar seveceğimi hiç düşünmemiştim.
Kars’ta hiç asfalt görmedik, her yer bembeyazdı. Tanıştığımız insanların sıcaklığıyla ısındık. Kars deyince Ani Harabeleri ve Çıldır Gölü de gelecektir muhakkak akla. İkisi de tek kişilik dev kadro gibiler aslında. O kadar güzeller. Ani’de kurulmuş medeniyete, kanyonun öbür tarafındaki Ermenistan’a bakarken hayran olmamak, Çıldır’da donmuş gölü çevreleyen dağlar arasında küçücük hissedip, Tekin Abi’nin şarkılarıyla gülümsememek elde değil. Atalay’ın Yeri’nde kızarmış sarı balık ısınırken iyi gidiyor. Bunların yanında Kars merkez de dönüp dolaşıp seni kucaklayan bir mahalle gibi oluyor. Biz merkezde hiç sıkılmadan 3.5 gün geçirdik.
Yemek için tavsiye edebileceğim yerler: Kars Kaz Evi, Ocakbaşı Restoran, Hanımeli Restoran, tatlı molası içinse eski bir Rus binasında yer alan Kılıçoğlu Pastanesi’ni önerebilirim. Tatmadan dönülmemesi gerekenler ise kaz eti, evelik çorbası, piti, hangel ve umaç helvası. Her gün yemekten bıkmadığımız menü. Kars gravyeri ve kaşarından ayrıca bahsetme ihtiyacı duydum zira hak ediyorlar. Merkezde dolaşırken sıkça peynir tekerlerini göreceksiniz. İçeride iki saat geçirdiğim Büyük Zavotlar’ı peynir alışverişi için rahatlıkla öneririm.