Bu aslında bir yandan iyi bir şeydi çünkü idolleri yıkmak gerekir. Bu popüler kültür bombardımanı altında neyin tarihin doğru tarafında durduğunu, neyin yanlış tarafında durduğunu ayırt etmemiz de gerekiyordu. Biz onu çok ayırt edememiş bir nesiliz; şu an hiç arkasında duramayacağımız bazı müzisyenlerin, sanatçıların arkasında durduk bu bilgisizlikten dolayı. Fakat bilgi bombardımanı başka bir şeye sebep oldu; müziğin sihri bozuldu, masumiyetini, saflığını yitirdi ve dediğin gibi o tinsel bağımız daha materyalist bir şeye dönüştü. Ama bir yandan bu da iyi, bunun da olumlu tarafları var. Daha nesnel değerlendirebiliyoruz şu an. Eskiden gözümüzde çok büyütebiliyorduk. Şimdi adamları en savunmasız hallerinde de gündelik hayatta da görmemiz bence iyi bir şey. Metallica’nın tavrını zamanında eleştirdik ‘Some Kind of Monster’ belgeseliyle birlikte. Orada çok fazla özel hayatlarına girdik; direkt psikiyatristle terapi seanslarını bile izledik. Dave Mustaine’in ağlayışına şahit olduk ki Dave Mustaine bizim için sisteme kafa tutan güçlü bir figürdü. Onun aslında 30-40 yıl önceki travmayı bile atlatamadığını fark ettik.
Aslında benim için müzisyenlerin politik duruşunu bilmeyişimizle alakalı kırılma anlarından biri de Megadeth’in Mephisto’da verdiği imza günü ve söyleşi oldu. Dave Mustaine gelmemişti, Dave Ellefson soruları yanıtlıyordu ve benim için böyle sistem karşıtı en baba parçalardan biri “Peace Sells” parçasıydı. Savaş karşıtı bir şarkı. O şarkının nasıl ve ne motivasyonla yazıldığını sormuştuk ve Dave Ellefson “Biz onu plak şirketlerine karşı yazdık” demişti. Hepsi bu kadar mı? Orada kurumsallaşmış dinden bahsediyor, savaşlardan, devletlerin toplum mühendisliğinden bahsediyor, aileden, eğitimden, her şeyden bahseden bu kadar anarşist bir parçanın temelinde sadece onların plak şirketiyle yaşadıkları tartışma mı neden olmuş mesela?
Ya da işte mesela Dee Snider, Twisted Sister’ın kurucusu ve lideri. Onların şarkıları da yerleşik düzen karşıtı şarkılardı. “We’re Not Gonna Take It” gibi şarkıları bizim için marş parçalardı. Aslında o parçaları yazan adamın gayet Katolik, böyle sıradan bir adam olduğunu öğrendik bir anda. O eski büyülü hal mi iyiydi yoksa bu dijital çağla birlikte yaşanan büyü bozumu sonrasında daha dürüst versiyon mu daha güzel müzikte? O bir soru işareti bende. Bu ikisini nesnel bir şekilde kıyaslamam zor çünkü birini gençken yaşadım, diğeriyle ilerleyen yaşlarımda karşılaştım ama bu değişimin, dönüşümün müziğin algılanışında büyük bir farka sebep olduğunun altını çizmek lazım.