Bugün baktığımda, futbola karşı ilgimin zamanla gelişen, özellikle akademik çalışmalarım sırasında yoğunlaşan, akademik ve entelektüel boyutunun öncesinde, özellikle çocukluk yıllarında ortaya çıkmasının asıl nedeninin Freudyen bir mevzu olduğunu düşünüyorum. Hatta artık kesinlikle eminim: Ben futbola asıl olarak, gençliğinde yarı-profesyonel futbolculuk yapmış, asıl mesleği inşaat mühendisliği olan ve işi ile ailesi dışında kalan tüm yaşamını ve zamanını futbola adamış babamla iletişim kurabilmek ve ikimiz için ortak bir alan yaratabilmek amacıyla ilgi göstermişim; dünya kupası da bu ortak alanın ve iletişimin hayata geçtiği platform olmuş.
Türk Futbol Ligi beni çok ilgilendirmiyordu; babamla ilkokul yıllarımda gittiğim birkaç Samsunspor maçı dışında, asıl olarak babamla futbol aracılığıyla bol bol vakit geçirdiğim etkinlikler Avrupa Kupaları ve özellikle de Dünya Kupası’ydı.
Dünya Kupası’nı diğer futbol turnuvalarından ayıran çok önemli farklar vardır. Sporun en büyük ve kapsamlı etkinliği olan olimpiyatlarda futbol, FİFA’nın dünya kupası üzerinden futbol üzerindeki politik ve finansal hâkimiyetini korumak için önemsiz bir hale getirilmiştir. Takımlar, ana milli takımdan birkaç oyuncuyla desteklenmiş genç kadrolarla katılırlar olimpiyatlara. Takım sporları söz konusu olduğunda olimpiyatların kralı basketboldur; sonra voleybol, hentbol ve hatta su topu futbolun üzerinde yer alır. Avrupa Futbol Şampiyonaları için yıllar öncesinde bir spor yazarı, Brezilya ve Arjantin olmadığı için “mini dünya kupası” terimini kullanmıştı. Adını hatırlamadığım bu spor yazarı maalesef dünya kupasını çok yanlış anlamış. Dünya kupalarını asıl çekici kılan, tam da futbolun büyük takımları dışında kalan, futbolla yatıp kalkan bir meraklının bile seyretme şansı neredeyse olmayan takımları seyretme şansı sunmasıdır. Dünya kupaları, futbolda ve genel olarak spor alanında çok dikkat çekmeyen, dünyanın farklı bölgelerinden gelen ülkelerin takımlarını seyretmenin getirdiği jeopolitik ve jeokültürel bir zevk sunuyor. Bir Ekvador-Curaçao veya Demokratik Kongo Cumhuriyeti-Özbekistan maçını başka hangi platformda seyredebilirsiniz? Bu takımların maçlarını seyrederken, Kongo’daki ebola salgınının veya Ekvador’daki uyuşturucu çetelerinin yol açtığı şiddet sarmalının, futbolun parlak formaları tarafından kısa süreliğine de olsa nasıl unutulduğunu görürsünüz. Özellikle eleme turlarına geçildiğinde, İngilizce tabirle “underdog” (yani favori olmayan) takımların futbolun büyük isimlerine yaptığı sürprizler, son dakika golleri ve penaltı atışları, izleyicisine bir opera sahnesinin en yüksek perdeden yükselen dramasını yaşatır. Her turnuva kendi librettosunu yazar: Grup aşaması sahnenin kuruluşudur, eleme turları gerilimin yükseldiği perdedir ve bazen bir oyuncu, bir Baggio, bir Iniesta, sahneye çıkıp kendi aryasını söyler.