Dünyanın Yan Etkileri: İlkay Yıldız'dan Sade ve Çarpıcı Öyküler

Türk edebiyatında öykünün kuşkusuz inanılmaz bir önemi var. İnsanın birey olarak yolculuğundaki dönüşümünü kelimelerle taşıyan bir kültür Türk kültürü. Ozanların kültürü.. Özellikle kadın yazarlar öykü türünde çok iyi örnekler vermişler; Leyla Erbil, Sevim Burak, Sevgi Soysal, Nazlı Eray, Ayla Kutlu… Ama genel anlamda kadın öykücülüğü ise maalesef buna fırsat verilmediği için tüm dünyada geç gelişmeye başlamış durumda, bugün türün klasiği kabul ettiğimiz eserler yazarın kendi isimleriyle bile basılmamış bildiğiniz gibi, hep erkek takma isimleri kullanmışlar. O sebeple yeni kitaplarını her gördüğüm her kadın öykücü beni çok heyecanlandırıyor. Bu heyecanıma değen Alfa Kitap’tan çıkan iki kitaptan bahsetmeye geldim.

İlkay Yıldız, ilk öyküsü Sepya’da oldukça ilginç bir şey yapmış ve sahaflarda topluca gördüğümüz bazen durup incelediğimiz hepsine kendimiz anlık öyküler yazdığımız eski fotoğrafların öykülerini sunuyor bize. Bazen bir çekirdek aile fotoğrafından, bazen yakın arkadaşların fotoğraflarından bazen kalabalık fotoğrafların etrafını saran yaşamı düşünmeye götürüyor. Kafamın dolu olduğu bir gece yatmadan önce şöyle bir bakmak için elime aldığım kitabı bitirmek için sabahı gördüğümü söylersem seçtiği fotoğrafların ve onlara yazdığı öykülerin içinde nasıl kaybolduğumu anlarsınız sanırım. 🙂 Çünkü sadece yazdığı öyküleri değil, benim de annemin bir dolapta sıkıca sarıp sakladığı fotoğrafları, bir zamanlar çok sevdiği belki birlikte ağladığı güldüğü sırlarını anlattığı ama şimdi ancak o fotoğraflarda gördüğü yüzler ve ülkeden ülkeye göç eder gibi geride bıraktığımız tüm yaşam kesitlerini düşündürttü.










