"Eat the frog" Yöntemi: Erteleyiciliğin Panzehri Olabilir mi?

Azalan dikkat sürelerinin ve artan erteleyiciliğin iş yaşamında yarattığı sorunlara hepimiz aşinayız. Dolu dolu bir ajandayla güne başlarken yapılacakların hangi birinden başlamamız gerektiğine dair kafamız karışabiliyor. Hatta önemli şeyleri yapmayı geciktirirken faydalı şeyler yapmak anlamına gelen “üretken erteleme” de hayatımıza yeni giren kavramlardan bir tanesiydi. İşte “eat the frog” yöntemi de aslında bu karmaşanın önüne geçmeyi hedefliyor.

Dolu bir ajandayla güne başladığınızda, aciliyet sıralamasında yukarıda olmadığını bildiğiniz halde tik atmayı istediğiniz için öne aldınız işler olur mu? Önem arz eden bazı işleri mükemmeliyetçilik, anksiyete gibi içsel nedenlerle yapmaktan kaçındığımızı biliyoruz. Öyle ki; üretken erteleme daha önemli şeyleri yapmayı geciktirirken faydalı şeyler yapmak anlamına geliyor. Örneğin, bir öğrenci, yaklaşan çok daha önemli bir sınava çalışmayı ertelemenin bir yolu olarak, bir okul ödevi üzerinde çalışması gibi… İşt”eat the frog” yöntemi de tam bu noktada devreye giriyor.









