El Hamra Sarayı: Endülüs’ün Göz Bebeği, Avrupa’nın En Güzel Sarayı

Granada’ya gelen herkesin yolu eninde sonunda El Hamra’ya düşüyor. Boşuna değil tabii, bu saray yalnızca Endülüs’ün değil, tüm Avrupa’nın en etkileyici yapılarından biri. Dağın yamacına kurulmuş bu kompleks, içinde bahçeler, askeri yapılar, saray odaları ve islam mimarisinin en ince detaylarını barındıran kendine has bir dünya. 13. yüzyıldan itibaren Nasrid Hanedanı tarafından inşa edilen El Hamra, “kırmızı” anlamına gelen adını gün batımında aldığı kızıl ışıktan alıyormuş. Duvarlardaki Arapça yazılar, kubbelerdeki oyma desenler ve serin havuzlar arasında dolaşırken, “Buraya iyi ki yazın ortasında gelmedik” nidaları atarak süzüldük biz, henüz yolu düşmemiş olanlara da böyle bir notu ben düşmüş olayım en baştan. Hatta bir diğer kritik notu da düşüp öyle devam edeyim, saraya bilet almak için ya çok planlı olup birkaç ay öncesinden harekete geçmeniz gerekiyor, ya da son bir iki günde sürekli web sitesinde sayfa yenileyerek pusuya yatmanız gerekiyor. Aksi takdirde işiniz kolay değil…

Ziyaretin en büyüleyici bölümüyle başlayalım, orası da tartışmasız bir şekilde Nasrid Sarayları. Gözünüzü ayırdığınız veya kırptığınız her an ihtişamına ve güzelliğine karşı geliyormuş gibi hissettiğiniz bu atmosferde; geometrik desenlerle dolu odalar, ışığın ve gölgenin dans ettiği iç avlularla birleşiyor. Özellikle Aslanlı Avlu, sembolik anlamlarıyla da dikkat çekiyor. On iki mermer aslanın taşıdığı havuzun etrafındaki sütunlar, Endülüs İslam sanatının zirvesi (olaya hakimim!). Her detayda ruha hitap eden bir sadelik var. Oymalar aynı zamanda dönemin felsefesini, inancını ve doğayla kurduğu ilişkiyi yansıtıyor.












