Esra Dermancıoğlu ile: "İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim" Oyunu Üzerine

Eda Geven
RÖPORTAJ|24 Aralık 2025
Esra Dermancıoğlu ile: "İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim" Oyunu Üzerine

Yeni sezon, yeni oyunlar kadar yeni sürprizleri de beraberinde getirdi. Sevdiğimiz oyuncuları sahnede izlemenin yanı sıra kalemiyle, yönetmenliğiyle de tanışma şansına sahip olduk. Bu oyunlara en özel örnek ise, Esra Dermancıoğlu’nun yazdığı, yönettiği ve oynadığı İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim.

iyidegilimamaanlatacakkadardakotudegilim_zorlupsm_30_10_2025_1
Esra Dermancıoğlu I Fotoğraf: Satsuma Sahne

Sahnelerde izlemeyi sevdiğim oyuncuları yine, yeniden sahnede görmek çok güzel. Bunun üstüne onları başka görevleri üstlenmelerine şahit olmak da heyecan verici. Esra Dermancıoğlu’nu ve başarılı oyunculuğunu hepimiz iyi biliriz. Bu kez başarısını bir hatta birkaç basamak daha artırıyor; yeni bir oyun yazıyor, yönetiyor ve oyunculuğunun da hakkını veriyor. İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim, Esra Dermancıoğlu’nun sahnelere armağanı diyebileceğim oyununun merkezinde evlilik ve ilişkiler var.

Bunları Da Okuyun

Mehmet ve Mine’nin ilişkilerini izlerken, sadakat kavramını sorgulamaya başlıyoruz. Diyaloglar arasında düşünüyor ve oyunun sonunda aslında böylesi de mümkün diye aklımızdan geçiriyoruz. Tüm sahneye yayılmış bir dekorla evin her odasına konuk oluyor ve çiftimizin travmalarında annemizle ve kadınlarla/erkeklerle ilişkimizi gözden geçiriyoruz. Tüm bunların sonunda Esra Dermancıoğlu ile aynı sahneyi paylaşan, benim de sahnede izlemeyi özlediğim ve yine çok beğendiğim Deniz Kararoğlu’nun hayat verdiği çiftimizi ve aşklarını selamlayarak salondan ayrılıyoruz.

Oyunla ilgili aslında anlatacak çok şey var ama sözü fazla uzatmadan, Esra Dermancıoğlu ile oyunu, merak ettiklerimi konuştuğumuz ve izledikten sonra sizin de özellikle konusunu konuşacağınız söyleşimizle baş başa bırakıyorum.

Öncelikle sayenizde keyifli bir oyun izledik, teşekkür ederim. Sizi tiyatro sahnesinde ilk kez Poz oyunuyla izlemiştim ve o gün bugündür oyunculuğunuza tiyatroda da hayranlığım devam ediyor. Bu oyunda yine aynı şekilde oyunculuğunuzu izlemeyi özlemişim. İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim sadece oyunculuğunuzdan ibaret değildi. Bu kez oyunculuğunuzun yanında da kaleminizi ve yönetmenliğinizi de izledik. Tekrar emeğinize sağlık.

İlk sorum haliyle yazarlığınızla ilgili olacak. Biraz klasik bir soru olsa da bu hikâyenin nereden başladığını öğrenmek istiyorum. Bir sabah kalkıp oyun yazacağım demediğinize eminim. Belki öncesinde bir şeyler yazıyordunuz.  Belki en başından beri gönlünüzde yatan aslan, oyun yazmaktı veya hiç aklınızda yoktu ama sahneye çıktıkça yavaş yavaş yürüdüğünüz yol sizi yazarlığa doğru götürdü. Yazma hikayenizi paylaşabilir misiniz?

Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Aslında yazmak benim için bir günde başlayıp biten bir şey değil. Çocukluktan gelen bir alışkanlık gibi… Hepimizin bir yerden bir günlükle, bir defterle, en azından bir satırla duygularını yazmaya çalıştığı bir dönem vardır. Bazen insan için yazmak, sesli anlatmaktan daha doğal bir ifade biçimi oluyor.

Benim yolum uzun süre oyunculukla devam etti. Oyunculuğu her zaman çok tutkuyla yaptım. Ama yıllar boyunca çok fazla senaryo, tiyatro metni, film ve dizi metni okudukça sahnede sadece ne söylediğimle değil, neyin gerçekten işlediğiyle de ilgilenen biri oldum. Bir cümlenin neden etkili olduğunu, bir sahnenin neden düştüğünü merak ettim hep.

Bir noktadan sonra başkasının fikrini alıp yeniden anlatmaktansa, kendi bakış açımı, kendi cümlelerimi kurma isteği ağır bastı. Yazmak benim için tam da burada çok keyifli bir alan açtı. Bir fikri alıp onu başka bir yerden kurmak, bir aldatma hikâyesine, bedene, çıplaklığa ya da ilişkilere alışılmışın dışında bir yerden bakabilmek… Hatta bazen benim bile ilk anda düşünmediğim bir noktaya, empati kurarak ulaşmak. Bir fikri anlatabilmek, onu insanlarla paylaşabilmek ve “ben buradan bakıyorum” diyebilmek çok değerli. Yazmak benim için tam olarak bu: bakış açısını görünür kılmak.

Sahnede, anne kaybı yaşamış, göstermese de ciddi bir yas sürecinden geçen Mine ve ona destek olmaya çalışan eşi Mehmet ve onların “canım, aşkım ve seni seviyorum”ları arasında ilerleyen evliliğini izlediğimiz bir oyun var. Evlilik kurumunun aşka etkisi, kattıkları ve eksilttikleri olduğu muhakkak ve bazen de tam tersi. Çiftimizi düşündüğümüzde sizce “evlilik aşkı öldürüyor mu?”

Aslında “canım cicim” hali evlilik boyunca sahte değil. Mine ile Memo’nun arasındaki sevgi gerçek. Memo’nun dijitalde yaptığı şey fiziksel olmasa da bir aldatma evet; ama bu, ilişkideki her sıcaklığın, her şefkat anının yalan olduğu anlamına gelmiyor. Birbirlerini seven bir çift bunlar. Sevgi var ama yanlışlar da var. Bence asıl problem “evlilik aşkı öldürür mü?” sorusuna takılıp kalmak. Evlilik öldürmüyor. İnsan öldürüyor. Kadın da erkek de. Arsızlıkla, tatminsizlikle, sınır tutmayı beceremeyerek. Suçu imzaya atmak çok konforlu ama pek de dürüst değil. İmza atmadan da biten tonla ilişki var. İmza atıp hayat boyu sürenler de. Mesele evlilik değil; iki insanın ilişkiyi nasıl yaşadığı. O dengeyi kurabiliyorsan, o dikkat ve emeği gösterebiliyorsan bu bağ yıllarca sürebilir. Evlilik dediğimiz şey de zaten iki insanın ilişkisi; kutsal bir katil ya da romantik bir kurtarıcı değil. Mine ile Memo aslında birbirini seven, arkadaş olan iki kişi. Hikâyeyi başka bir açıdan anlatırken söylemek istediğim de bu: Biz hayatta klişelere gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. “Mutsuzsan kesin başkasına sarılırsın” gibi cümleler mesela… Hayır. Her mutsuz insan başkasını kullanmaz. Bu da bir klişe. Klişeler bazen işe yarar, evet. Ama bazen de düşünmeyi bıraktığımız, sorgulamadan tekrarladığımız cümlelere dönüşür. Ve her klişe doğru olmak zorunda değil.

iyidegilimamaanlatacakkadardakotudegilim_zorlupsm_30_10_2025_13
Fotoğraf: Satsuma Sahne

İlişkilerden sonra yönetmenlik kimliğinize dönmek istiyorum. İlk kez yönetmenlik yaptınız hatta kendi yazdığınız oyunun yönetmenliğini yaptınız. Oyunu yazarken yönetmeni olmak planlanmış mıydı? Yönetmenlik şapkasını giymek nasıl bir duygu? Bundan sonra Esra Dermancıoğlu, kendi yazdığı veya başkası tarafından yazılan oyunlarda yönetmenlik koltuğuna oturacak mı? Belki bundan sonra uyarlamalar ya da klasikler gelebilir mi?

Yazmaya ve yönetmeye devam etmeye kararlıyım. Farklı hikâyelerle uğraşmak, klasik metinleri alıp onları başka bir bakış açısıyla, başka bir dünyaya taşıyarak yeniden düşünmek istiyorum. Bu benim için çok zevkli, aynı zamanda zihni gerçekten açan bir süreç oldu. Yazmak, yönetmek ve oynamak… Üçünü bir arada sürdürmek istiyorum. Bu yol beni besliyor ve heyecanlandırıyor.

Son olarak şunu söyleyebilirim: Memo ile Mine’yi seyretmeye gelsinler. İçinde güçlü bir mizah barındıran, ilişkilere biraz daha başka bir yerden bakma imkânı veren, seyirciye empati kurabileceği bir alan açan bir oyun oldu. Gelip bu yolculuğu bizimle paylaşmalarını çok isterim. Herkesi bekliyorum.

Gördüğünüz gibi, İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim’in daveti ve davet sebebi oldukça açık. İyi bir oyun, uyumlu oyunculuklar ve meraklandıran konusuyla bu oyun davetini geri çevirmemelisiniz. Şimdiden iyi seyirler!

Kapak Fotoğrafı: Satsuma Sahne

İlginizi çekebilir: Simay Yaz’dan “Fora” Oyuncuları ile: Aile İçi Kopukluğun Mizahi Yansımaları Üzerine

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!