Everybody Digs Bill Evans: Sessizce Kaybolan Bir Ritmi İzlemek

Biyografik filmlerle ilgili en ilginç bulduğum noktalardan biri şu: Ortada zaten yaşanmış bir hayat var. Röportajları, kayıtları, konserleri ve fotoğraflarıyla herkesin ulaşabileceği gerçek bir insan. Bu yüzden bir biyografik filmi etkileyici yapan nokta yalnızca anlattığı kişi değil; yönetmenin ve senaristin o hayatın içinden neyi seçip görünür kıldığı, neyi geride bıraktığı ve bütün hikâyeyi hangi duygunun etrafında yeniden kurduğu oluyor. Geçtiğimiz ay İstanbul Film Festivali kapsamında izlediğim Everybody Digs Bill Evans da tam olarak böyle bir yerden çalışıyordu. Grant Gee’nin yönettiği, Mark O’Halloran’ın Owen Martell’in Intermission romanından uyarladığı film, Bill Evans’ın hayatını baştan sona anlatmıyor. Daha çok, tek bir kırılmanın içine giriyor: Scott LaFaro’nun ölümünden sonraki döneme. Film de burada ağırlaşıyor zaten. Çünkü hikâye bir başarı anlatısından çok, yasını nasıl yaşayacağını bilemeyen bir insanın içine dönüşüyor.

Film daha ilk anlarında bir kaybın içine açılıyor. Bill Evans’ın birlikte çaldığı, müzikal olarak çok güçlü bir bağ kurduğu basçı Scott LaFaro’nun ölümünden sonra başlayan bu hikâye, yasın kendisini hiçbir zaman doğrudan anlatmıyor aslında. Daha çok, parçalanmış ve kesik bir şekilde hissettiriyor. Ortada büyük dramatik konuşmalardansa, ne yapacağını bilemeyen bir sessizlik bulunuyor.











