Farooj Al Zaeem ve İstanbul’da Halep Mutfağı

Öncelikle ve kesinlikle humus… Türkiye’nin herhangi bir yöresinde lezzetli humus yapacak kalitede ve bollukta malzemeler mevcut ama maalesef humus diye getirilenlerin çoğu bir facia. Tamam burası Ortadoğu değil ve humus günlük yemek alışkanlığımızda önemli bir yer tutmuyor. Yine de canımız çektiğinde iyi humus için Hatay’a veya Mardin’e gitme şansımız ve zorunluluğumuz yok. Farooj otantik, Ortadoğulu bir humus deneyimi sunuyor. Görünüş sıradan, her yerde gördüğünüz bir humus izlenimi veriyor belki ama tadı ve dokusu tamamen farklı. Yumuşak, kadifemsi; limon, tahin ve sarımsak tadı doğrudan ağızda patlıyor. Humus karakterli bir mezedir ve karakterinin hakkını vermek gerekir. Farooj humusun hakkını sonuna kadar veriyor.

1917 Ekim Devrimi sonrasında Rusya’da çıkan iç savaştan ve Bolşevik Kızıl Ordusu’nun vahşetinden kaçarak dünyanın farklı kentlerine göç etmek zorunda kalan Beyaz Ruslar için önemli duraklardan biri de İstanbul olmuştu. 200 bin’e yakın Beyaz Rus İstanbul’a sığınmış ve orada yıllarca süren bir sürgün hayatı yaşamıştı. Her göç ve sürgün hikayesinde olduğu gibi Beyaz Ruslar’ın İstanbul serüveni de içinde dram, acı ve trajediyi barındıran hüzünlü ve yürek acıtan bir tarihi olaydır. Öte yandan ‘her musibette bir hayır vardır’ sözünü haklı çıkartıcasına bu mülteci akını çok kültürlü İstanbul’un toplumsal yaşamına ve gastronomisine çok olumlu katkılarda bulunmuştur. Özellikle 1920’den 1940’lara kadar Beyaz Ruslar İstanbul’un, ağırlıklı olarak da Beyoğlu’nun moda, eğlence ve yeme-içme hayatında önemli bir rol oynamışlar; izleri hala bugün bile görülen bir etki yapmışlardır.














