Hyeyoung KU: Eserim “The Unquenchable Fire” fizikselden çok anlatısal bir şekilde işler. Bu süreçler, çağımızın ateşiyle birlikte gelişir. “Yanmak”, geç kapitalizmin acımasız tüketimi olarak görünür — neon tabelalar, dijital ekranlar, karanlıkta parlayan akıllı telefonlar… Ateş, doğal bir enerjiden arzunun ve ticaretin yapay ışıklarına dönüşmüştür.
“Dönüşüm”, bu değişimin kendisini yakalar: ateşin dijitalleşmesi, alevlerin piksellere dönüşmesi, sıcaklığın reklamlardaki soğuk parıltıya evrilmesi. Ancak bu dönüşümün sonuçları vardır — iklim krizi, ateşin kontrolsüz intikamını gösterir: orman yangınlarından kaçan hayvanlar, eriyen buzullardaki kutup ayıları, siyah dumanla boğulan gökyüzü…
Yine de “külden yeniden doğmak”, meşalelerle yürüyen protestocuların imgesiyle belirir. Burada ateş yeniden bir ortak alan, bir dayanışma ve kolektif direniş sembolü olur. Bu, temkinli bir umuttur — ateşin yeniden tüketime değil, topluluğa ait olabileceği ve yeniden doğuşun olasılığını taşıyabileceği bir umut.
Rae KOO: Benim için “yanmak” yalnızca yıkım değil, aynı zamanda bir dönüşüm hâlidir — gizleneni açığa çıkaran bir enerji değişimidir. Ateş, katı ile havayı, görünür ile görünmezi ayıran sınırları siler. Uygulamalarımda genellikle şehirlerin görünmeyen katmanlarıyla — veri, ses, enerji — ilgileniyorum ve bunları algılanabilir deneyimlere dönüştürüyorum. Yanmak, bu dönüşümün bir metaforu olur; gizli enerjiyi yeniden duyulur ya da görünür kılmanın bir yolu.
Junho HONG: Üç kavramdan birini seçmem gerekseydi, “dönüşmek” derdim. Eserimde kömürden yapılmış, külü çağrıştıran hayvan figürleri yer alıyor; “yanmış”ın anlamını taşıyan bu materyal, dönüşüm fikrini somutlaştırıyor. Aynı zamanda her şeyin kaybolduğu bir geleceği ima ediyor — dolayısıyla tema “dönüşümde” yoğunlaşıyor.