Gregor Samsa, deliler gibi çalışarak ailesinin geçimini sağladığı için, bir örümcek olarak uyandığı ilk sabah, en büyük derdi ters döndüğü yatağından kalkmayı başararak işe zamanında yetişebilmek ve müdürünün tepkisini çekmemek. Ancak, odasına giren ailesi ve (neden işe gelmediğini kontrol etmek için evine gelen) müdürünün tepkisiyle karşılaşınca, hayatının değiştiğini idrak eder ve iş konusunu dert etmeyi bırakır. Ancak bundan sonra, mevcut durumda hayatını devam ettirebilmenin mücadelesi başlar. Ailesi ondan hem korkar hem de tiksinir, bir yandan da üzülür. İlk zamanlar kız kardeşi ona empati besler, ona yemek getirir, odasını toplar, bir örümceğe uygun hale getirmeye çalışır. Fakat zamanla herkes değişmeye başlar; Gregor çalışmadığı için ev ahalisi çalışmaya başlar, eve ekmek getirirler, yorulurlar ve öncelikleri değişir. Özellikle baba, daha önce sürekli yorgun ve koltukta uyuklayan bir karakterken, çalışmanın verdiği özgüvenle enerjik ve dimdik yürüyen bir insana dönüşür. Kız kardeşin yumuşak olan kişiliği sertleşmeye başlar ve başlarda Gregor’a en çok sahip çıkan kişiyken, onun hayatlarını kısıtladığını, artık ondan kurtulmaları gerektiğini düşünen bir kişiye dönüşür. Yani Gregor dönüşünce, çevresindeki insanlar da yavaş yavaş değişmeye başlar.
Kitabın ruhunu yansıtabilmem için burada “spoiler” vermem gerekiyor izninizle: Bir arbede sırasında babasının attığı ve sırtına saplanan elmanın açtığı yaradan mı; kardeşinin hakkında yaptığı olumsuz konuşmanın kalbinde açtığı yaradan mı; yoksa kendi hayatını yönetememekten kaynaklanan çaresizlikten mi bilinmez, bir sabah Gregor ölür. Bu gelişme, aileye rahat bir nefes aldırır ve sırtlarına yük olan bu durumu atlattıktan sonra mutlu bir aile olarak bir seyahate çıkarlar, yeni hayatlarına başlamanın umutları içerisinde…
Okuyup bitirdiğimde (ki kısacık bir kitap olduğu için 1 gün içinde hemen okunuveriyor), boğazımda bir düğüm oluştu, içime bir şeyler oturdu…Bu kadar hüzün ve melankoli hissettiğim başka bir kitap olmamıştı sanırım. Nedenini az sonra anlatacağım…