Furious: Kadınların Öfkesinin Sınırında Yeni Bir Polisiye

Kadınların öfkelenmesine izin vermeyen bir dünyada, öfkeli kadınların hikayelerini izlemek giderek daha çekici hale geliyor. Son yıllarda sinema ve televizyonda da bu öfkenin farklı biçimleriyle daha sık karşılaşıyoruz. Promising Young Woman‘ın intikam planlarından The Substance‘ın beden korkusuna, Yellowjackets‘ın vahşileşen genç kadınlarından Bad Sisters‘ın dayanışmasına uzanan örneklerde kadınların bastırılmış öfkesi artık yalnızca karakterlerin motivasyonu değil, hikayelerin kendisi haline geliyor. Hulu’nun yeni dizisi Furious da daha isminden başlayarak bu öfkeyi merkezine yerleştiriyor.
New Girl, The Dropout ve geçen yılın en iyi mini-dizilerinden Dying for Sex‘in yaratıcısı Elizabeth Meriwether‘in imzasını taşıyan dizi, FBI ajanı Alice Black ile bir seri katilin yollarını kesiştiriyor. Fakat sekiz bölümlük ilk sezon ilerledikçe karşımızdakinin alışıldık bir polis-katil kovalamacası olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Alice’in yakalamaya çalıştığı Catherine’in kurbanlarını neden seçtiğini öğrendikçe, yalnızca Alice değil, biz de kimin tarafında olmamız gerektiğinden giderek daha az emin oluyoruz. Emmy Rossum‘un canlandırdığı Alice ve Lola Petticrew‘un canlandırdığı Catherine arasındaki bu kovalamaca, dizinin suç ve gerilim türlerinin tanıdık araçlarını kullanarak çok daha rahatsız edici bir soru sormasını sağlıyor: Adaletin işlemediğine inanıyorsak, onun yerine neyin geçmesine razı olabiliriz?













