Galata: Sesler, Görüntüler ve Bir Tatlı Kaos

Galata, her şeyin yerli yerinde olduğu, çarpık kentleşmenin uzağında, güzelliğini hala koruyan nadir semtlerden. Belki de çok sevilmesi bundan. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında kalabalıktan tam şikayet edecekken tarihi bir binanın süslemelerinde kaybolmak, iç içe geçmiş zaman dilimlerinde hem bugün hem dünü aynı anda yaşıyor gibi hissetmek olası. Kulenin çevresinde konumlanmış sıra sıra kafeleri ve tarihin tozlu arşivlerini şöyle bir karıştırınca karşınıza çıkacak; yolu bu semtten geçmiş nice ailenin hatıralarıyla Galata, bütün zenginliğini bir kerede hissettiriyor. Duygusal, duyusal ve mimari zenginliğini.

Camondo ve daha birçoklarının mirasını ruhunda taşıyor bu semt. Musevilerin bıraktığı izler her adımda konuşuyor sizinle. Bizans’ın, Cenevizlilerin tarihine dek uzanıyor kimi köşelerin yıkık dökük kalıntıları. Limana yakın olmasından dolayı tarihinde Rum meyhaneleriyle anılan sokaklarından geçerken bu defa mey değil ama kahve kokuları geliyor burnunuza. Yüksekkaldırım’da Orhan Velin’nin Melahat’ini, Sait Faik’in caddenin aynı ismini taşıyan hikâyesinde geçen fok balığını arıyor benim de gözlerim. Yokuşun ortasında, onlarca pul mağazası görmeyi uman eski bir Galatalı renk renk pullar dizili bir vitrini izliyor biraz hüzün ve hayal kırıklığıyla. Kübalı balıkçı göz kırpıyor mavi bir pulun üzerinden. Neyse, buna da şükür der gibi gülümsüyor.

























