Aile içi ilişkiler her zaman ilgimi çekmiştir. Bunun sebebini tam olarak bilinçli bir şekilde açıklayamasam da, en yakın olduğumuz insanlarla aramızdaki mesafeyi sorgulamak heyecan verici bir şey. Aile, güvenli bir liman olabileceği gibi en büyük çatışmaların da yaşandığı bir yer olabilir. Hani derler ya, “düşmanın bıçağı arkandan, ama arkadaşın önden saplar”. Eğer biri sana zarar verecekse, bunun tanıdık hatta yakınından gelmesi hikâye açısından daha ilginçtir. Bu gerilim çok güçlü bir zemin sunuyor.
Brüder’deki aile içi çatışmaların fonunda Almanya’da yaşayan Türklerin sorunları ve ikilemleri, Gecenin Kıyısı’nda ise iki kardeşin çatışmasının fonunda Türkiye siyasetinde son dönemde yaşananları gözlemleyebiliyoruz. Her iki film için de, mikro düzeydeki aile içi ilişkilerin makro düzeydeki toplumsal arkaplanı simgelediğini söyleyebilir miyiz?
Bu iki filmde de kesinlikle mümkün olan bir bakış açısıdır. Aile içindeki dinamikler, aslında toplumdaki daha büyük yapıları yansıtan küçük ölçekli modeller gibi. Bir aile içindeki çatışma ve farklı dünya görüşlerinin çarpışması bir metafor olabilir. Fakat ben oradan yaklaşmadım konuya. Aslında iki filmde de anlatmak istediğim şey, öncelikle iki kardeşin hikâyesi. Ve bu vesile ile, belli şartlar altında insan olmanın ne demek olduğunu kendimce anlayabilmek için… Ama ilgimi asıl çeken, kesinlikle kardeş hikâyeleri. Hatta bazen kendime şunu soruyorum: Diğer her şey, sadece bu iki kardeşi anlatabilmek için bir bahane mi acaba?