'Greenwashing' (Yeşil Aklama): Tuzağa Düşmemek İçin

Türkçe’ye “yeşil aklama” olarak çevrilen greenwashing artık duymaktan yorulduğumuz sürdürülebilirlik kavramının bir pazarlama stratejisine dönüşmesiyle hayatımıza giren yeni bir sözcük. Özetle markaların, iklim krizi ve çevre konusunda duyarlı tüketicileri hedef almak için ürün ve hizmetlerini yanıltıcı biçimde “doğa dostu” göstermeye çalışmaları anlamına geliyor. Doğaya zarar vermeyen, geri dönüştürülebilen bir üretim ve sunum sürecine sahip ürünleri ifade eden “yeşil” ifadesi de tıpkı yem-içme tarafındaki “organik” kadar muğlak. Dolayısıyla etiketler, bir ürünün ne kadar doğa dostu ve sürdürülebilir ürünleri tespit etmek adına yetersiz kalıyorlar. İşte ‘greenwashing’ de çoğunlukla bu etiketleme ve pazarlama süreçlerinde karşımıza çıkıyor.

‘Greenwashing’ (Yeşil Aklama) Nedir?
Aslında ‘greenwashing’ tüketicilerden gelen bir talebin sömürülmesinden doğdu denebilir. İklim krizi ve çevre konusundaki farkındalık arttıkça tüketiciler bir ürün ve hizmet satın alırken bunların doğa dostu olmasına da özen göstermeye başladı. Bir süre sonra da bu talep kimi markalarca dürüst bir biçimde karşılanırken, diğerleri tarafından dürüst olmayan bir pazarlama stratejisi olarak kullanılmaya başlandı. Yeşil aklama, markaya dair eksik ya da yanıltıcı bilgiler verilmesiyle gerçekleşiyor. Örneğin; bir ürün için saf ve doğal gibi muğlak ifadeler kullanılırken içeriğinde petrokimya jel gibi bir malzeme kullanılması. Aynı şekilde bir markanın sürdürülebilirlik sözü vererek logosuna yeşil bir ibare eklemesi ancak pratikte buna yönelik hiçbir uygulamaya geçmemesi de yeşil aklama için örnek olabilir.











