Histeri Üzerine Çalışmalar: Anna O. Vakası ve Tabular

Histeri, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip ve belki de tarih boyunca en çok araştırılan, hakkında en çok tartışma yapılan konulardan birisi. Histeri, Antik Mısır’dan Hipokrat’a dek birçok medeniyetin ve döneminin önde gelen kişilerinin ilgisini çeken bir konu. Histerinin bu kadar ilgi çekip tartışma yaratmasının nedeni ise daha önce hiçbir hastalığın sadece ruhsal nedenlerle oluşabileceğinin düşünülmemesiydi. Histeri yaşayan kişilerin fizyolojik olarak bir probleminin olmamasına rağmen bayılma, yürüyememe, konuşamama, körlük gibi semptomlar gösteriyor olması tıp dünyasında bu kişilerin rol yaparak ilgi çekmeye çalıştıklarının düşünülmesine neden oldu. Ancak histeri yaşayan kişiler rol yapmıyordu. Onların konuşamaması, bayılması hatta yürüyememesi bile gerçekti. Üstelik bu sadece ruhsal çatışmalardan kaynaklanıyordu.

Histerinin tarihine baktığımızda ilk olarak Hipokrat’ın yazılarında bahsedildiğini görüyoruz. Histeri, Antik Yunan’da rahim anlamına gelen bir kelime ve bu rahatsızlığın yalnızca kadınlarda görüldüğü düşünülüyordu. Hipokrat’a göre histerinin nedeni rahmin vücut içinde hareket etmesinden kaynaklanmaktaydı. Bu nedenle histeri sırasında yaşanan sıkışma, boğulma gibi semptomlar rahmin bu bölgelere hareket ederek geldiği şeklinde yorumlanıyordu. Hipokrat, kadın bedeninin yeterli cinsel ilişkiye girmemesinin histeriye neden olduğunu düşünmekteydi. Tedavide ise hareketli rahmi sabitlemek için çeşitli karışımlar kullanmak ve cinsel ilişkiye girmek yöntemleri kullanılıyordu.













