Hormonlar ve Organizasyon: Ekip Çalışmasının Gizli Kodu

“Antik Yunan zamanında, Spartalılar tüm toplumlar üzerinde büyük bir korku cumhuriyeti kurmuşlardı. Herkes onları güçlü ve cesaretli görüyordu; ancak onların tüm gücü savaş alanında kullandıkları kalkanlardan geliyordu. “Bir savaşçı miğferini ve zırhını kendini korumak için, kalkanını ise tüm hattı korumak için kullanır.” diyor Simon Sinek Liderler En Son Yer isimli kitabında. Kalkanını kaybeden ise sadece kendini değil bütün bir hattı riske attığı için ağır şekilde cezalandırılır.

Birey olmamız dışında hayat akışımızın içerisinde birçok gruba dahiliz. Daha da geriye gidip avcı toplayıcı halimize baktığımızdaysa, can güvenliğimiz bir ekiple iş birliği içinde hareket etmeye bağlıydı. O günden bugüne de değişen bir durum yok aslında. Her çevrede sahip olduğumuz gruplar bakış açımızı, düşüncelerimizi ve aldığımız aksiyonları büyük ölçüde etkiliyor. Hatta öylesine etkiliyor ki grup bütünlüğü din gibi manevi değerlerimize bile yön veriyor. Geçenlerde okuduğum ‘Akıllı Hissetmek‘ isimli kitapta Eyal Winter, buna çok güzel bir bakış açısı getiriyor. ”Din olgusu bireysel değil kolektiftir” diyen Winter, tüm dinlerin grupların toplumsal ve fiziksel bütünlüğü sağlama ve gruptan ayrılmaya karşı caydırıcı önlemlere dikkat çekme gibi amaçları olduğunu belirtiyor. Bunu da çok güzel bir örnek ile destekliyor: koşer yemekler. Yemek yeme, temel gereksinim olma dışında her toplumda ve çağda, grup ile yapılan sosyal bir etkinlik. Koşer kültürünün, hijyene ve yemek pişirme tekniklerine verdiği önemin yanı sıra asıl amacı o gruba dahil kişilerin bütünlüğünü sağlamaya çalışmak. Yahudilik kültürüne ve inancına sahip olan ve olmayan arasında birlikte yemek yeme durumunu ciddi şekilde etkileyen koşer kültürü, sağladığı grup bütünlüğü anlayışı ile, kişilerin kendi başına grubu terk etme ihtimalini azaltmaya çalışıp üstü kapalı bir yol ile diğerleriyle ilişki kurmaları güçleştiriyor diyebiliriz.

















