Hikâyelerin İzinde Sanatı Anlamak: Hung Liu’nin Perl S. Buck Merceğinde

Sanatın toplum ve kültürle olan ilişkisi doğrudan yaşam ile kurduğu bağ ile anlatılabilir. O, sadece “güzeli-estetiği” üretmek kalmıyor bir fikir, bir yaklaşım olarak aramıza karışıyor. Resim, edebiyat, müzik, heykel ya da performans sanatı, hiçbir dal fark etmeksizin; önce kişinin ardından da içinde bulunduğu toplumsal yapının etkisiyle ürün veriyor ve bir bakıma onu çekici yapan bu lokalden çıkıp evrensele ulaşabilme hali oluyor. Değerlendirmemizde bunun en güzel örneklerinden olduğunu düşündüğüm iki farklı sanatçının evrenseli yakalayan yaklaşımına değiniyorum. Neredeyse tüm eserlerinde kültürün ince noktalarına değinmiş sanatçı Hung Liu ve derin olduğu kadar sert bir evrensellik örneği sayılabilecek Perl S. Buck’ın Ana adlı romanı.

Eser günün sonunda sanatçıdan bağımsız, hatta onun temasından vermek istediği fikirden bağımsız izleyicisinin zihnine göre şekilleniyor. Dolayısıyla onu kalıplara sıkıştırmak doğru bir yaklaşım olmuyor. Aksine sanatı, o büyük büyük ve sınıfsal “SANAT” kavramına geri sıkıştırmış oluyoruz. Onu değerlendirirken elbette kapsamlı bir taraftan incelememiz gerekiyor. Sanatçıyı ve izleyicisini ayrı değerlendirdiğimiz, her ikisinin de içinde bulunduğu toplumsal, ekonomik yapı ve kişisel deneyimlerini de içine kattığımız bir anlayışla… Fakat bana kalırsa asıl ilgi çekici nokta onun taşıdığı evrensellik ve empati!












