Kahvenin İstanbul’daki Yolculuğu: Tarihi Kahvehanelerden Kıraathanelere

Kahve. Gün içinde onlarca kez ismini andığımız; yorgunluklarımızı dindiren, işlerimizin eşlikçisi, bazen kalabalıkların, bazen yalnızlıkların dostu. Bedene enerji verdiği de olur, ruhu dinlendirdiği de. Ama en güzeli; arkadaş buluşmalarına, verilen molalara, yapılan gün ortası keyiflerine eşlik etmesidir. “Hadi bir kahve içelim”, “Yemekten sonra kahveye geleceğiz”, “Bir kahve molası mı versek?”, “Kahveniz nasıl olsun?”… Böyle uzayıp gider o sıcacık, köpüğü bol, dumanı üstünde sözcüğü içinde kullandığımız cümleler.
Günümüz İstanbul’unda, kahveyi daha çok üçüncü nesil kahvecilerin yayılmasıyla beraber, modern bir sosyalleşme aracı olarak tanımlasak da kahvenin kentteki ilk sosyal etkileri günümüzden biraz farklı. Yüzlerce kahvehanenin bulunduğu şehirde, Cumhuriyet dönemine kadar sadece Türk kahvesi olarak tüketilmiş kahve. Pişirme yöntemleri, sunum ve içim şekilleri tartışılmış yıllar boyu… Kahvenin İstanbul’a gelişini, günümüzde hangi mekanların klasik kahve kültürünü yaşattığını ve kahvenin geçmişten günümüze olan yolculuğunu ele alarak yazdığım bu yazıyı, dilerim bol köpüklü bir Türk kahvesi eşliğinde okursunuz.
























